Vicdan Filmleri
Hrant Dink Vakfı, vicdanımızın bize gösterdiği kareleri, paylaşılması amacıyla bir proje kapsamında kısa film yarışması düzenliyor. Aslında yarışmadan öte bana kalırsa amaç daha çok vicdan paylaşımı. Hiç içinizin, yüreğinizin sızladığı oldu mu, ne sıklıkla olur bilmiyorum. Acısı büyüktür, kemirir aklınızı, ruhunuzu. Şu çağda bu yaşanılanlarla pek de sık vicdanımızla karşılaşmasak da yine de sanırım insan olarak kalabilmenin en önemli işaretidir. Becerebileceğime inansaydım alırdım elime kamerayı belkide, olsun seyretmesi, başkalırının olduğunu bilmek de güzel. Eminim şuan elinde kamera ya da aklında fikir onlarca insan bu amaçla çalışıyordur. Hevesle bekliyorum. Ayrıca tanınıtım filmi gerçekten etkileyici olmuş, öneririm. Vakfa hassasiyetlerinden ötürü teşekkür ediyor, öneriyoruz.
Nedir?
“Sağduyunun, vicdanın sesi suskunluğa mahkûm
edildi. Şimdi o vicdan çıkış yolu arıyor.“
Hrant Dink
GELİN, VİCDANIMIZLA BAKALIM
Bu çağrı hepimize. Eli herhangi bir kamera tutabilen herkese.
Gelin, kameralarımızı elimize alıp dünyaya bakalım. Dünyaya vicdanımızla bakalım.
Gelin, vicdanımıza görünenleri birbirimizle paylaşalım.
Mesela… Yol kenarında yalnız bir kadın olmak, sokaklarımızda bir engelli olmak.
Mesela… Kendi ülkesinde ‘sürgün’ olmak, ana babanın dayağa kalkan elini izleyen küçük bir çocuk olmak, okullarımızda başörtülü olmak, HIV pozitif olmak, dayağa mahkûm olduğu evinde hapis bir kadın olmak, cinsiyet ve cinselliği kapalı kutulara hapseden bir dünyada transseksüel ya da eşcinsel olmak, ‘duyulur’ endişesiyle anadilinde konuşmaktan korkmak.
Mesela… Savaşmaya, eline silah almaya, öldürmeye mecbur kılınmak, koca şehirlerde zenginliğin orta yerinde açlık sınırında yaşamak. Hatta mesela… Bir sokak köpeği olmak… Dünyanın herhangi bir yerinde ‘öteki’ olmak.
Belki de mesela başkaları için önemsiz, sıradan bir ayrıntı olan ama tam da bizim vicdan gözümüze takılan o benzersiz şeyi bulmak.
Elbette vicdan sadece gözlerden ibaret değil. İyi ki de değil. Vicdanın bir de elleri var. Vicdan, kötülüğü sadece görmekle yetinmez, ona karşı harekete geçer. Vicdan, zulmü sadece kaydetmekle yetinmez, ona son vermek için mücadele eder. Vicdan, sadece mağduriyeti kayda geçmekle kalmaz, bizzat mağdur için, mağdurla dayanışma içinde bir şeyler yapmanın da derdinde olur.
Ve son olarak, vicdan tamamen özgürdür. En doğrusunu yine kendi bilir. Dolayısıyla yukarıda verdiğimiz tüm örneklemeler, sadece projeye katılmanız için ilham ve teşvik amaçlıdır; yollayacağınız işlerin çerçevesini tanımlama ve sizi sınırlama amacını asla gütmez.
Öyleyse gelin, dünyaya şöyle bir vicdanımızla bakalım. Ve en fazla 5 dakika uzunluğunda bir kısa film çekelim.
İhtiyacımız olan tek şey, bir çift göz, bir kamera ve gönül gözü vicdanımız.
Gelin, vicdanımızla bakalım. Ortak bir vicdan için vicdanlarımızı görünür kılalım.

“Gerçekliği kabul edip etmemek esasen herkesin
kendi vicdan sorunudur, bu vicdan da temelini
bizatihi insanlık denilen ortaklığımızdan, ‘insan’
kimliğimizden alır.”
Hrant Dink
Irkçı Doğulmaz, Irkçı Olunur (!) Bulgaristan Örneği
NTVMSNBC’ de yayınlanan haberi olduğu gibi aktarıyorum;
Bulgaristan’ da yeni hükümetin işbaşına gelmesiyle Türk karşıtlığı tırmanıyor. Devlet televizyonunda yayınlanan Türkçe haber bültenleri tartışma konusu. Bültenlerin kaldırılması için imza kampanyası başlatıldı ve kampanyaya bir de tehtitler eklendi. Bulgaristan’ da 8 yıldır koalisyon hükümetinde yer alan Hak ve Özgürlükler Hareketi’ nin geçen ay iktidardan düşmesinin ardından ülkedeki Türk azınlığa karşı girişimler arttı. Şimdi de devlet televizyonundaki Türkçe haber bültenlerinin yayınının durdurulması tartışılıyor. “Bulgar Erkekleri(!)” Partisi’ nin Türkçe bültenlerin kaldırılması için başlattığı kampanyada ülkenin üçüncü büyük kenti Varna’ da üç günde 12 bin imza toplandı. Parti, bülten 10 Kasım’ a kadar yayından kaldırılmazsa Sofya’ daki televizyon binasını abluka altına alma tehtidinde bulunuyor. Konu Parlemento’ nun da güldemine gelecek. 2000 yılından beri yayınlanan Türkçe haber bültenlerine decam edilip edilmeyeceğine yeni hükümet karar verecek. Merkez sağ hükümetinin Başbakanı Boyko Borissov, Türk azınlağa karşı açıklamalarıyla biliniyor. Borissov, seksenli yılların sonunda ülkedeki “Türklerin zorla isimlerinin değiştirilmesinin” aslında çok yanlış bir karar olmadığını, sadece karar uygulanırken hatalar yapıldığını savunmuştu. Başbakan, Osmanlı döneminde Bulgarların soykırıma uğradığını iddia eden ırkçı Ataka Partisi’ nin bir anma günü belirlemesi yönündeki talebine de sıcak bakıyor.
Söylem yerinde, ırkçı doğulmaz, ırkçı olunur. Çünkü hiç kimse doğarken hangi ırka ve hangi dine mensup olacağını seçme hakkına sahip değildir. Ayrıca hangi ırka ve dine mensup olursa olsun bunun ona bir ayrıcalık getirmeyeceği su götürmez bir gerçektir. Üstün ırk ya da din değil, üstün akıl vardır. (yanlış anlaşılmayı önlemek adına: bu da kimseye bahşedilmemiştir) Kim aklını daha çok çalıştırırsa, o daha özgür, daha rahat ve daha sorunsuz yaşar. Bu söylediklerim kültürel milliyetçilikle karıştırılmasın, savunduğum şey ırksızlık ve yahut inançsızlık elbette değil. Tersine öyle bir dünya çok renksiz ve huzursuz olur. Kimse kendisiyle aynı olan şeyi sevmez. Ayrıca milletler ve dinler beşeri açıdan bir hazinedir, tanımak ve keşfetmek mükemmel bir birleştirici unsurdur.
Haberle ilgili yorumlara gelince: önemli olduğunu düşünüp kalın yazdığım tüm milletlerin, dillerin, yerine kendi milletinizi ve dilinizi koyup tüm haberi baştan okuyun. Yüreğiniz dayanıyor, aklınız kesiyor mu diye bir bakın. Empati diğerinin yerine kendinizi koymanız değildir sadece, onun yerine geçmeniz gerekmez, yani yer değiştirmek şart değil, kendiniz olarak, kendi tarafınızda kalarak ona yaklaşmak da empatidir. Yani varlığınızdan birşey kaybetmeden, öteki tarafa geçmeden kurulan empati bana kalırsa daha samimidir.
Benim haberin geneli kadar bir partinin ismi de dikkatimi çekti. Bulgar Erkekleri Partisi. Size de enteresan gelmiyor mu? Irkçı Ataka Partisi’ ni anlarım, ne olduğu açık, anlaşılır. Fakat burada bir akıl oyunu var gibi. ırkçılıkla erkeklik söylemi neden bu kadar sarmaş dolaş kullanılmış? Bulgar kadınları yok mu? Bu ikilinin varlığı herkes tarafından aşikar. Aslında temel söylev de buna dayanıyor. Sonuçta ırkın temsilcisi, sürdüreni erkektir. Ayrıca sormadan edemiyorum kendime acaba bu partiye oy veren hiç kadın yok mu? Sonuçta Bulgar Erkekleri partisi, yani ne işi var kadının. Var olduğunu biliyorum aslında, asıl merakım oy vermelerine vesile olan ruh hali nedir? Çok alçakça bir seçim…
Irkçılık kimden gelirse gelsin, kimin başına gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız. Kendine her koşulda bu konularda vazife çıkaranları aklı selime davet ediyoruz. Çünkü günümüz dünyasında, 21. yüzyılda Sakallı Celal’ in dediği gibi “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür.”

Irkçılığa Dur De !
Tatlı Dilli Sosyalist – Yönetmen&Senarist Sırrı Süreyya Önder
24 Ağustos 2009 Yazan nothing
Kategori Dizi-Sinema, GENEL, Haber
Hiç bildiğiniz adamlardan değildir Sırrı Abi, (şahsen tanışmasakta gıyaben tanımış olmanın samimiyetiyle abimdir – elbet birgün tanımak, sohbet etmek en sık aklıma gelen dileklerimdendir, buraya da yazmış olayım). Öyle “yönetmen” deyince aklınıza iyi okullarda okumuş, tatminkar bir yaşam sürmüş, jet sosyetenin muktedirlerinden biri gelmesin. Tarif yerindeyse sürünmüş, mücadele etmiş ama hiçbir zaman umudunu ve güler yüzünü kaybetmemiş. Size bir sevdayı tariflesin, aklınızdaki sevda izahını silmekle mükellef olursunuz. Konuştumu yüreğiyle konuşur. Tabiri caizse tek elle tutulmayacak adamdır. Dünya görüşü, okudukları ettikleri, gördükleri geçirdikleri bir hazinenin de sahibi olmasını sağlamış. Ama bu sıralamayı izleyen her insanoğlunun ulaşacağı mutlak son da değildir elbet. Yökün için yürek gerek. Bunlar benim naçizane ama eksik sunumum. Daha iyi taktim etmek için bir kaç ekleyeceğim şey olacak elbette. Videolarını izlemeyi unutmayın.
Vecizleri;
- Tiyatro ve sinemada Brecht ekolüne mensupmuş. Brech ekolü Hollywood sinemasının yaptığı izleyiciyi oyuncu yerine koyarak filmin sonunda rahatlatmak tarzının tersine bir ekol. Bertolt Brecht adlı yönetmenden geliyor adı.
- İman şüpheyle başlar.
- Ayağını yaşadığı coğrafyaya basmayan söylemin bir faydası olacağına inanmıyorum.
- Bu ülke kendisini hep güçle olan ilişkisiyle tarif etmeye hevesli güruhla dolu.
- Kömür yardımı, fukara yardımı bunların hiç biri kötü değil. Kötü olan tüzüğe bağlı olmaması, kişilerin inisiyatifine bırakılması. Tüzüğü olsa sosyal yardım olur.
- Dünya tarihi zanginle fakirin mücadelesinden ibaret. Halihazırdaki hercümerc de bunun ürünüdür. Niyet ve ideolojilerden bağımsızdır bu da. Antiemperyalizm bunun için insanlığın şartı olmalıdır. Emperyalizm yoksulları hedef alır.
- Yazarlar kalemini toprağa batırıp yazmalıdır. Mürekkep gibi. (Slavofil bir yaklaşım diyor.)
- Bu ülkeye “tercüme bilinçlenme” belası hep tebelleş olmuştur.
- Türk sağı ülkeyi sağcılaştıracak kadar yetenekli değillerdi. Bunu solcular yaptı.
- Toplum en yoksulu kadar zengindir.
- Ülkede bir kaç yüz komünist varken binlerce üyesi olan komünizmle mücadele dernekleri kurmuşlar. Bir memleket böyle sağcılaştırılır. Emperyalizm böyle bir imansız ki imanı da kullanıyor.
- Bu ülkede kültürel iktidar sol ise bizi kim dövüyor?
- Bu nasıl “Secret”tir ki Migroslarda bile satılıyor?
- Müslümanlığın şartlarına antiemperyalist olmak da eklenmeli.
- Lafın tamamı deliye söylenir.
- Güzellik özle biçim arasında sadece aptalların fark edemeyeceği bir bileşim.
Hayatı;
Beyoğlu Pera Sineması, sene 2003. Yılmaz Güney’in “Duvar” filmi gösterilmekte. Fuayede bir afiş: “Senaryo yazmak ister misiniz?”… Sırrı Süreyya Önder biraz da izlediği filmin coşkusuyla belki, afişteki numarayı arar ve Senaryo Stüdyosu’ndan bir randevu alır. “Neden sinema yapmak istiyorsun?” olur Barış Pirhasan’ın ilk sorusu. O meşhur cevabını verir: “Valla öfkeliyim biraz.” İyi bir sebeptir Pirhasan’a göre sinemaya başlamak için. Ama devam etmek için bir handikap. Öfkesiyle arasına mesafe koyacağını söyler ve kolları sıvar. Öyle de yapar, çünkü böyle bir hayat hikâyesiyle “Beynelmilel” gibi bir film yapabilmek için ciddi mesafe alması gerekir insanın öfkesinden…
Lise 2′de cezaevine
7 Temmuz 1962′de Adıyaman’da yoksul ve sosyalist bir aileye doğar Sırrı Süreyya Önder. Önce berberlik, sonra dava vekilliği yapan babası Ziya Önder, Türkiye İşçi Partisi’nin Adıyaman İl Başkanı’dır ve 35′inde sirozdan ölür. Dört kardeşin en büyüğü Sırrı 8 yaşındadır daha. Babalarından bir sürü kitap kalır, bir de 35 bin lira borç. Dostları toplanıp borcu öderler, Önder ailesi de dede evine sığınır. Bir göz odada 7 nüfus…
Sekizinde kentin tek fotoğrafçısına çırak olarak girer Sırrı Süreyya Önder. Çok başarılı bir öğrencidir. Milliyet’in bilgi yarışmalarında, münazaralarda birincilikler alır. İlk okuduğu kitap Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde”sidir. Adıyaman Lisesi’nde ise edebiyat öğretmeni, Dostoyevski ile tanıştırır onu, “Karamazof Kardeşler”i ömür boyu elinden düşürmez.
Lise 1′den itibaren babasının izinden giderek örgütlü sosyalist yapıların içinde yer almaya başlar. Cezaeviyle de Lise 2′deyken tanışır. Maraş olaylarını protesto ettiği için… Yaşı küçüktür, çabucak serbest kalır.
Küçük yaşta aldı sazı eline
Aileyi geçindirdiği, lastikçilikten otomobil tamirciliğine birçok iş yaptığı için devam mecburiyeti olmayan bir üniversite aramaktadır. Cezaevinde tanıştığı bir Mülkiyeli yol gösterir ona, tek tercihi Siyasal’a ikinci olarak girer. Kent-Koop’ta marley işçiliğine başlar fakülteyle birlikte. Arada da geceleri pavyonda çalışır. Küçük yaşta almıştır sazı eline, sonrasında cümbüş ve ut eklenmiştir buna. Bir yıl sonra, 12 Eylül’le beraber yeniden cezaevine girer. 12 yıl hüküm giyer ve açlık grevleriyle, direnişlerle geçen altı yılın sonunda çıkar. Yükseköğrenim hakkını kaybetmiş olarak.
Adıyaman artık yaşayabileceği bir yer olmaktan çıkmıştır. Değil iş, selam verecek adam bulamaz memlekette. İstanbul’a gelir, Sirkeci’de elektronik aletler satan bir firmaya kamyon şoförü olarak girer. Ruhuna da iyi gelir şehir şehir gezmek…
Ve bir gün borca bir kamyon alır, kendi işini kurar, biraz rahata erince de evlenir. Dört yılın sonunda işi de bozulur, evliliği de. Geriye bugün 16 yaşında olan kızı Ceren kalır.
Rusya’da, Ukrayna’da, Bulgaristan’da inşaatlarda çalışır. Kazakistan’dayken bir telefon alır. Siyasal’dan arkadaşı Tuncay Özkan’dır arayan. “Bir kanal kuruyorum, inşaatını sen halleder misin?” der… Kalkar gelir Kanaltürk’ün inşaatını yapmaya…
Bilindik diziler…
İnşaatlarda bile her boşluk bulduğunda yazdığı bir romanı vardır: “O Tozlar Bu Çamurları Getirdi”. Senaryo Stüdyosu’na kabul edildiğinde kafasında onu senaryoya çevirmek vardır. Sinema hakkında çok okumuştur, bir dönemde öğretmen kadrosuna kaydırırlar Önder’i.
Artık hayatını yazarak kazanmaktadır. “Kızlar Yurdu”, “Aşka Sürgün”, “Emret Komutanım” gibi dizilerin yanında “Beynelmilel”i yazar ve Meral Okay’a götürür. O da onu Uğur Yücel’e gönderir. Yücel hem filmi çekecek hem de başrolü oynayacaktır, ama bir şekilde olmaz o iş. Önder de kendi çekmeye karar verir filmi. Feyzi Tuna ve Atıf Yılmaz’dan çok destek görür. Bir ortak dostları da Muharrem Gülmez ile tanıştırır onu ve filmin birbirini tamamlayan iki yönetmeni buluşmuş olur. BKM de projeye tam destek verince 3 Temmuz 2006′da ‘motor’ derler.
‘Bir açlık hikâyesi’
Bir gece önce gözüne uyku girmez, Feyzi Tuna’yı arayıp “Kaçsam beni saklar mısın?” der… Monitörden ilk sahneyi izlediğinde ise gözyaşlarına boğulur. Kendi deyişiyle ‘demir yürekli bir adam olduğu halde’… Dört yıllık düşü hayata geçiyordur. Ve “Beynelmilel” kendi kanatlarıyla uçar nihayet. Yönetmenini, yapımcısını, oyuncusunu gururlandırarak, Ankara, İstanbul ve en son Altın Koza festivallerinden ödüllerle dönerek… Sırrı Önder’i en çok onurlandıran ise kimsenin ‘samimiyetini’ sorgulamaması olur.
Film katılacağı 10 küsur uluslararası festival için yola düşerken Önder’in gündeminde Maraş katliamını anlatacağı “Süt Tozu” ve bir Müslüm Gürses biyografisi var. “Bir yoksulluk hikâyesi” diyor ve son sözünü söylüyor: “Bu ülkede yedi milyon kişi açlık sınırında yaşıyor. Dolayısıyla yoksulları içermeyen hiçbir ürün bu ülkenin geleceğine anlamlı bir katkı yapmaz. Benim sinema yolculuğum yoksulluk ve yoksulluğun yarattığı endikasyonlar üzerinden gidecek. Bu hikâyeleri anlatacağım.”
(Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/06/19)
Filmleri;


Çekmeyi Planladığı Filmler;
1-) Bir Türk Dünyaya Keder - Sıfır (Film ismi sansürlendiğinden “Sıfır” olarak değiştirdi)
2-) Süt Tozu – Konusu Maraş Katliamı
3-) Müslüm Gürses Biyografisi
NTV’ nin “Yönetmenler Türkiye’ yi Anlatıyor” projesi kapsamında çektiği kısa metraj: Taş Yok mu Taş!
Geçtiğimiz sene Ülke TV’ de yayınlanan “Meksika Sınırı” adlı programa konuk olduğu video ek olarak yoğun istek üzerine ikinci kez konuk olduğu video.
Not: Her iki program da çok uzun, 19 bölümden oluşur. Burada ilk videolarınının linkini ekliyorum, diğerlerini youtube’ da bulabilirsiniz. Ayrıca video üstünde çıkacak olan kısayollardan da takip edebirsiniz.
İlk Program:
İkinci Program:
Videoları izlemenizi şiddetle öneririm !
Gogol Bordello’ dan Sulukule’ ye Destek – Bir Biz Göremedik (!)
Ülkemizde de daha önce konser veren dünyaca ünlü gypsy punk grubu Gogol Bordello, kentsel dönüşüm nedeniyle evleri yıkılacak olan Sulukule’ de yaşayan roman yurttaşların mücadelelerine destek amacıyla bir şarkıyla yazdı. Grup üyeleri yine destek amacıyla geçen sene Sulukule’ ye uğramıştı. Sonraki konserlerinde solist Eugene Hutz, “İstanbul’la ilgili üzücü bir şey söylemek istiyorum. Sulukule’yle ilgili… Sulukule’de olanlar dünyanın her yerinde oluyor. İnsanları yerlerinden sürüp daha fazla McDonalds, daha fazla otel zinciri mi istersiniz? Yoksa tarihinizi, kültürünüzü korumak, sürdürmek mi? Seçim sizin…”, demişti. Mahalleye olan desteklerini sürdüren grup ayrıca kendi web sitelerinde de konuyu duyurdular.
Şu anda ABD turnesini sürdüren grup ‘Sulukule-Educate thy neighbour!’ (Sulukule – Uyandır Komşunu!) adlı şarkılarını konserlerinde söylüyor.
Şarkının Sözleri;
Sulukule sokakları
Yerle bir, yerle bir, yerle bir
Kentsel dönüşüm kabadayıları
Çalıyor Sulukule’nin tacını
Çıkarken daha ilk nota
Başlıyor sokağın ritmi
İşte o zaman çıkıyor ortaya
İflas eden kimin ruhu, kimin kalbi
Ne bu tebessüm, ne de bu gözler
Gerçek yorgunu, yalan yorgunu
İnanıyor musun, emir kesebilir mi demiri
Mahalleli taştan çıkarırken ekmeğini
Uyandır komşunu
Uyandır dostum komşunu
Uyandır komşunu
Uyandır dostum komşunu
Uyandır komşunu
Kentsel dönüşüm tuzağına
Yeni bir otopark adına
Kültürün üstüne dökülen asfalta
Uyandır komşunu
Uyandır katliama
Üstümüzden geçiriyorlar buldozerleri
Satın alabilirlermiş gibi binlerce yıllık tarihi
Ne bu tebessüm, ne de bu gözler
Gerçek yorgunu, yalan yorgunu
İnanıyor musun, emir kesebilir mi demiri
Favelalar taştan çıkarırken ekmeğini
İster bir kadeh Porto şarabı eşliğinde
İster fokurdatırken bir nargile
Uyandır dostum komşunu
İzah et ona, nedir hadise
İster poker çevirirken
İster sevişme ertesinde sigara içerken
Ağızdan çıkan sözün uyandırıcılığı
Sollar TV’yi ve dahi internet olayını
Benim nabzım Barrios atar
Benim nabzım Soweto atar
Benim nabzım Sulukule atar
Benim nabzım getto atar
Aklın kesiyor mu, emir keser mi demiri
Favelalar taştan çıkarırken ekmeğini
Uyandır komşunu
Uyandır dostum komşunu
Uyandır komşunu
Uyandır dostum komşunu
Farkında olunması gereken şu, Sulukule sadece bir yerleşim yeri değil. Binlerce yıllık zengin kültürleriyle, müzikleriyle, müzisyenleriyle, yaşam tarzlarıyla bizzat öz yurttaşlarımızın yaşadığı, özellikle bir araya getirmeye çalışsanız beceremeyeceğiniz, paha biçilemez bir değere sahip kültür mirasıdır. Siz onları yaşam alanlarından, yerlerinden yurtlarından ederken aslında bir kültürü, tarihi yok etmiş oluyorsunuz. Yerleşim yeri bulunur, illaki başımızı sokacağımız bir yer bulunur, koca dünya! Fakat Sulukule gibi mekanları, oluşan kültürleri bulmak zor. Ayrıca orada yaşayan Roman yurttaşlarımız ekonomik gelir düzeyi düşük insanlar. Şehrin çok dışında kendilerine yapılan konutların taksitlerini daha ödeyemiyorlar. Zaten onlar şehirden kazanıyor, çiçek satıyor, müzik yapıyor hayatımızı reklendiriyor… Aslında biz onlardan kazanıyoruz. Bu konuda hassas olunması gerektiğini hatırlatıyor, şarkıyı tüm kalbimizle destekliyor, öneriyoruz.
Evrimi Anlamak – Evrim Çalışkanları
22 Ağustos 2009 Yazan nothing
Kategori GENEL, Haber, Pc/İnternet
Evrim nedir? Kimine göre (yaradılışçılar) safsata, kimine göreyse bilimsel gerçeklik. Sonuçta her ne olursa olsun evrimin bir bilimsel olgu olduğunu kabul etmeli. Zira tüm izahatı bilimsel yöntemlerle elde edilmiş verilerden oluşur. Ama ne dinlere ne yaratıcıya ihanet eğilimi değildir. Bilim şüphecidir, özgürdür, sorgulayıcıdır, seküler bakış şarttır. Amaç, dünyayı, evreni ve insanı anlamaktır.
Evrim Çalışkanları, evrim konusunu Türkiye’de popülerleştirmek amacıyla Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nin “Understanding Evolution” isimli internet sitesinin Türkçe’ye çevrilmesi projesini üstlenen gönüllü topluluğun adıdır. Site sürekli yenilenen içeriğiyle, bu soruya bilimsel bir cevap verme noktasından hareketle gün geçtikçe gelişiyor. Çalışmalarını izliyor, takdir ve teşekkür ediyoruz. Öneriyoruz…
http://www.evrimcaliskanlari.org/blog
ifhnbq57dk
Ray – 2005
19 Ağustos 2009 Yazan nothing
Kategori Dizi-Sinema, GENEL, Müzik

Yönetmen : Taylor Hackford
Senaryo: Taylor Hackford, James L. White
Oyuncular : Jamie Foxx, Kerry Washington, Regina King, Clifton Powell, Harry J. Lennix
Filmin Türü : Drama/Müzikal
Yapım Yılı : 2004
Vizyon yılı: 2005
İsmiyle müzik ülkesinde bir dönem açmış Ray Charles’ ın hayatını konu alan film tüm zamanların belkide en iyi biyografi filmlerinden biri. Charles’ in hayatı zaten başlı başına bir öykü. Görme engelli, sihayi ve fakir olan Ray, yaşadığı onca acı şeyden sonra annesinin tembihlerini yaşam boyu yanına alarak, zihnine kazıyarak müzikle olan yolculuğuna çıkar. Ezilir, engellenir, ırkçı saldırılara maruz kalır, uyuşturucuyla tanışır, evlenir, kadınlar girer hayatına, çocuk sahibi olur, ünlenir, dolandırılır, iyi arkadaşları olur (Ahmet Ertegün), yalnız kalır, hapse düşer ama başına her ne gelirse gelsin müziğe olan tutkusunu yitirmez. Şarkıları popüler olur, tüm eyaletleri dolaşır, dünyaya açılır.
Her nasıl yaşamış olursa olsun Ray Charles gerçekten büyük müzisyen. Yaşadığı koşullar ve hem engelli hem siyahi olmasından kaynaklanan ön yargılarla daha iyi bir yaşamı yol edebilir miydi kendine bilinmez. Fakat O’ nu Ray Charles yapan da bana kalırsa bu hayat. Film sadece içinde Ray Charles’ in ismi geçiyor diye etkileyici değil, politik mesajlarıyla, ırkçılık vurgusuyla, insani değer yargısıyla da bir o kadar sürükleyici. değerli. Küçük bir not, memleketten çıkmış en önemli müzik adamlarından biri olan Ahmet Ertegün’ ü ve onun şirketi Atlantic Records’ da bu film sayesinde az da olsa yakından tanımış olduk. İsmini anmadan geçmeyelim. Kısaca filmi şiddetle öneriyoruz…
Manşet Video’ da bu hafta Kazım Koyuncu (Saygı ve özlemle) – Ey Mustafa
17 Ağustos 2009 Yazan nothing
Kategori GENEL, Manşet Video, Müzik

İçim sızlıyor şunları yazarken. Kardeşim gideli uzun zaman olmuş, özlüyorum. Bu hafta Manşet Video’ da sizlerle Kazım Koyuncu’ nun yorumuyla Ey Mustafa’ yı paylaşıyoruz. Videodaki notta son KATÜ konserinden olduğu yazıyor, kanserle mücadele içinde olduğu bir zaman. Bakın haline, tüm yüreğiyle okuyor. Türkü de o kadar içten yakılmış ki, daha duyduğunuzda aklınız havalanıyor. Haykırış gibi… İyi seyirler
Kimdir ?
1972 yılında Hopa’ da doğdu. 1989′da üniversite için İstanbul’a geldi, İstanbul Üniversitesi. S.B.F.’yi terk etti. 1992′de Dinmeyen adlı müzik grubunu Ali Elver’le kurdu. Grup 1996 yılında ‘Sisler Bulvarı’albümünü çıkardı ve dağıldı. 1993 yılında Mehmedali Barış Beşli ile birlikte Türkiye’nin ve Dünyanın ilk ve tek Lazca rock müzik yapan grubunu kurdu. Grup 1995′te Va Mişkunan, 1998′de İgzas, yine 1998′de Bruksel Live Konser Albümü (çoğaltılmamak üzere s 130 adet basıldı) ve bir kısmı Avrupa’da olmak 200′ü aşkın konser ile dinleyici karşısına çıktı. Grup 1999′da dağıldı. 2000 yılında yayın ‘Salkım Söğüt 2′ projesinde 3 şarkıyla yer aldı. Sanatçı 2003 yılında Viya ve 2004 yılında çıkardığı Hayde albümleriyle sevenlerinin gönlünde taht kurdu.
1972 – Hopa’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Hopa’da tamamladı.
1989 – İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi.
1990 – Çağdaş Sanat Atölyesinde çalışmaya başladı.
1991 – Ali Elver ile birlikte Dinmeyen müzik topluluğunu kurdu. Aynı yıl Çağdaş Oyuncuların sahneye koyduğu ”Faşizmin korku ve sefaleti” adlı oyunun müziklerini yaptı.
1993 – Mehmedali Barış Beşli ile Dünyanın ilk ve tek Laz rock toplulugu ”Zuğaşi Berepe”yi kurdu.
1995 – Zuğaşi Berepe ”Va mişk´unan”
1996 – Dinmeyen ”Sisler Bulvarı”
1998 – Zuğaşi Berepe ”Brüxel Live” ve ”İgzas”
2000 – ”Salkım Söğüt 2” adlı ortak çalışma
2001 – İlk solo albüm ”Viya”
2002 – Gülbeyaz dizi müzikleri
2003 – Kemal Sahir Gürel ile birlikte ”Sultan Makamı” dizi müzikleri
2004 – İkinci solo albüm ”Hayde”
Albüm – Sevdana – Sevil Ulucan, Gülnare Şekinskaya
Yeni nesil keman virtüözlerinden Sevil Ulucan’ ın albümü Gülnare Şekinskaya’ nın piyano eşlik katkısıyla Kalan Müzik’ ten yayınlandı. Sevil Ulucan, Bulgaristan doğumlu- göçmeni. Keman eğitimine Bulgaristan’ da başladıktan sonra Türkiye’ de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ nda çalışmalarına devam etti. Halen aynı üniversitede “Sanatta Yeterlilik” çalışmalarına Venyamin Varsawsky ile devam etmektedir. Ayrıca genç sanatçı Cihat Aşkın Caka Uluslararası Keman Masterclass’larında eğitmen olarak görev almaktadır.
Genç sanatçının albüm çalışmasını diğerlerinden ayıran özelliği repertuar seçimi olmuş bana kalırsa. Hem yaşadığı iki ülkenin bestecilerinin ezgilerini, ayrıca Azeri ve Rus bestecilerin eserlerini albümünde dinleyicilerine sunmuş. Gerçekten çok etkileyici bir seçim olduğu kanısındayım. Klasik Batı müziğinin ibresini daha Doğuya ve çeşitliliğine çevirmiş.
İkinci olarak; keman öyle usta isimlerle anılan bir çalgı ki, ve o kadar çok usta virtüöz var ki aralarından yorumunuzla sıyrılmak güç iş. Genç sanatçının çalışmasında beni etkileyen diğer bir unsursa yorumu oldu. Klasik keman albümü denilince aklıma diğerlerinin benzeri olma olasılığı yüksek bir albüm daha geliyor. Ne yalan söyleyeyim albümü dinlemeden önce yine aynı düşüncedeydim. Fakat gerçekten kendine has bir yorumu olduğu kanısındayım artık. Neden mi? Şöyle anlatayım: Çoksesli Türk Müziği icrası hem ritim yönüyle hem makam yönüyle gerçekten icrası zor eserlerden oluşur. Hal böyleyken bir virtüöz dahi olsanız bu eserlerin üzerinde ısrarla ve inatla durmadan hissine ulaşmanız mümkün değildir. Çünkü, verilen klasik keman eğitiminde çoksesli Türk müziğinin icra farklılıkları üzerine kabiliyet geliştirecek bir çalışma/ders yoktur. Fakat Sevil Ulucan bu konuda da benim nazarımda oldukça başarılı bir seyir izlemiş. Tüm makamlar aynen orjinalinde nasılsa öyle, senkronizasyon eksiksiz. Bunu da kendimce bir tahminle iyi bir Türk müziği dinleyicisi olmasından dolayı olabileceğini düşünüyor, umuyorum. Kısaca albümü öneriyoruz.
Sanatçının resmi web adresi: http://www.sevilulucan.com
Manşet Video’ da bu hafta – Gafil Gezme Şaşkın Türkü Düzenlemesi (Erdal Tuğcular)
10 Ağustos 2009 Yazan nothing
Kategori GENEL, Manşet Video, Müzik

Manşet Video’ da bu hafta sizlerler Erdal Tuğcular’ ın türkü düzenlemesi Gafil Gezme Şaşkın‘ ı paylaşıyoruz. Eseri Gazi Üniversitesi öğretim elemanlarından oluşan Armoni Kuartet (Armoni Dörtlüsü) seslendiriyor. İyi seyirler.
İki Çello Bir Anadolu – Breath of Anatolia With Two Cellos
















