[REC] – [REC2]

26 Mart 2010 Yazan nothing  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL

 

 

Daha önce hiç İspanyol korku filmi izlememiştim, bu türün daha çok Amerikan yapımı olanlarının kaliteli ve izlenebilir olacağını düşünürdüm. Fakat REC ve REC 2 beni epey şaşırttı. Peşin hükümlü ve önyargıları olan biri olduğumu kabul ediyorum :) Serinin iki filmide gerçekten başarılı. O kadar ki dayanamayıp ilk önce elimde olan ikincisini sonra ilk filmi izledim :)

Filmin kurgusu sizi karakterlerden biriymiş gibi hissettiriyor, sürekli kayıtta olan bir kameradan bakıyorsunuz, cümleyi ilk anlamıyla okuyun, yani o kamera sizin elinizde. Amatör bir kameramanın yaşadıkları inanılmaz olayların anın tüm heyecanuyla aktarması gibi. Filmin izleyiciyi etkileyen bir diğer yanıysa gerçek hayattasınız fakat doğaüstü güçlerle karşılaşıyorsunuz. Örneğin bir itfayecisiniz, ortalıkta gezinen bir salgın vakası var ( ki bu günlük hayatta karşılaşabilecek- reel bir durum) fakat bu salgının asıl kaynağı şeytani bir durum. Ayrıca iyi düşünülmüş bir mekanda çekilen filmde kendinizi gerçekten etrafı salgından dolayı kuşatılmış, dış dünyayla ilişkisi kesilmiş bir binanın içinde çıkmazı hissediyorsunuz. Sanırım serinin devamı da gelecek. Bulup izlemenizi öneriyoruz. Aşağıda filmle ilgili görseller ve küçük bir kaç bilgi bulacaksınız.

 

rec1 [REC]   [REC2][REC]:

İmdb Puanı: 7.7

Senarist & Yönetmen: Jaume Balagueró – Manu Díez – Paco Plaza

Cast:  Manuela Velasco …  Ángela Vidal - Ferran Terraza …  Manu - Jorge-Yamam Serrano …  Policía Joven - Pablo Rosso …  Pablo - David Vert …  Álex - Vicente Gil …  Policía Adulto - Martha Carbonell …  Sra. Izquierdo - Carlos Vicente …  Guillem Marimon - María Teresa Ortega …  Abuela (as Ma Teresa Ortega) - Manuel Bronchud …  Abuelo - Akemi Goto …  Japonesa - Chen Min Kao …  Japonés (as Kao Chen-Min) - Maria Lanau …  Madre histérica - Claudia Font …  Jennifer (as Claudia Silva) - Carlos Lasarte …  César - Javier Botet …  Niña Medeiros - Ben Temple …  Médico - Ana Isabel Velásquez …  Chica colombiana (as Ana Isabel Velásquez) - Daniel Trinh …  Niño Japonés

 

 

 

 

rec2 [REC]   [REC2][REC]2:

İmdb Puanı: 6.8

Senarist & Yönetmen: Jaume Balagueró – Manu Díez – Paco Plaza

Cast:  Manuela Velasco …  Ángela Vidal -  Ferran Terraza …  Manu -  Javier Botet …  Niña Medeiros -  Pablo Rosso …  Rosso -  Jonathan Mellor …  Dr. Owen -  Àlex Batllori …  Uri -  Claudia Font …  Jennifer -  Andrea Ros …  Mire -  Nico Baixas …  Niña Medeiros -  Martha Carbonell …  Sra. Izquierdo -  Ariel Casas …  Larra -  Ana Isabel Velásquez …  Chica colombiana -  Óscar Zafra …  Jefe - Pau Poch …  Tito - Juli Fàbregas …  Bombero - Alejandro Casaseca …  Martos - David Vert …  Álex - Pep Molina …  Padre de Jennifer - Carlos Olalla …  Ministro de Sanidad

 

 

 

Lost Songs of Anatolia – Anadolunun Kayıp Şarkıları

26 Aralık 2009 Yazan AghaRTA  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL, Müzik

aks1 300x197 Lost Songs of Anatolia   Anadolunun Kayıp ŞarkılarıAntik kültürleri, imparatorlukları, mitolojileri ve yaşanmış görkemiyle dünyada eşi benzeri olmayan Anadolu’nun 10 binyılı aşan bir geçmişten kalma egzotik mekanları ve insanları arasında yaşanan bir müzikal yolculuk. Devamını oku

2010 Altın Küre (Golden Globe) Adayları Belli Oldu

20 Aralık 2009 Yazan AghaRTA  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL, Haber

golden globe 235x300 2010 Altın Küre (Golden Globe) Adayları Belli Oldu

Bu yıl 67. kez düzenlenecek olan Altın Küre (Golden Globe) Ödülleri için yarışacak adaylar açıklandı. Up in the Air ile The Hurt Locker  yarışmanın gözdelerinden.

Oscar Ödülleri için bir ön haberci olma niteliği taşıyan Altın Küre için yarışacak adaylar belli oldu. İşte yarışmada yer alan adaylar: Devamını oku

August Rush – Kalbini Dinle (2007)

19 Kasım 2009 Yazan AghaRTA  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL

august rush August Rush   Kalbini Dinle (2007)

 

Yapım: 2007 – ABD

Tür: Dram, Müzikal, Romantik

Yönetmen: Kirsten Sheridan

İrlandalı genç yakışıklı ve karizmatik gitarist Louis Connely (Jonathan Rhys Meyers) ve güzel çellist Lyla Novacek(Keri Russell) New York’ta tesadüf eseri tanışırlar ve ikisinin de hayatını değiştirecek bir gece yaşarlar. Fakat bu sıradan bir gece değildir. Bir daha birbirlerini görmezler taki o geceki aşkın meyvesi olan August Rush (Freddie Highmore) onları bir araya getirene kadar.

August Rush masalımsı bir dünyada ailesini hiç tanımamışlığın vermiş olduğu üzüntü ile yaşamaktadır. Etrafında duymuş olduğu doğa sesleri ise ona sürekli birşeyler fısıldamaktadır. Müziğin gücü…

Baştan sona soluksuz izlediğim, müzikal bir film olmasına rağmen herkesin izleyebileceği ve etkileneceğini umduğum bir film. Fakat final sahnesini pek beğenmedim. Bu film için basit ve sıradan bir final sahnesi olmuş. Buna rağmen şiddetle tavsiye edilir.

İki Dil Bir Bavul Filmine Büyük İlgi

07 Ekim 2009 Yazan AghaRTA  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL

ikidilbirbavul İki Dil Bir Bavul Filmine Büyük İlgiÜniversiteden yeni mezun olmuş ve uzak bir Kürt köyüne atanmış Türk öğretmenin bir yılını, onun okula yeni başlayan ve Türkçe bilmeyen çocuklarla yaşadıklarını anlatır. Bir yıl boyunca öğretmenin farklı bir topluluk ve kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemine, çocuklardaki değişime tanık oluruz. Bu süreç boyunca öğretmen ve çocuklar birbirlerini yavaş yavaş tanımaya ve anlamaya başlarlar.       

 

 

 

Genç yönetmenler Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın ilk uzun metrajı olan İki Dil Bir Bavul, 23 Ekim 2009 Cuma günü sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Film İstanbul’la beraber Ankara, Diyarbakır, İzmir, İzmit, Adana, Eskişehir, Bursa, Van ve Mersin’de yer alan sinemalarda izleyicilerle buluşacak.

Geçtiğimiz Haziran ayında yapılan 16. Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney Jüri Özel Ödülü ve Sinema Yazarları Derneği En İyi Film Ödülü’ne layık görülen İki Dil Bir Bavul, sinemalarda gösterime girmeden hemen önce 46. Antalya Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’da Altın Portakal’ı almak için yarışacak. Yapımcılığını Perişan Film ve Bulut Film’in beraber üstlendiği filmin başrollerinde Emre Aydın, Zülküf Yıldırım, Rojda Huz ve Vehip Huz yer alıyor. 

 

 

ÖDÜLLER

• 16. Adana Altın Koza Film Festivali – Büyük Jüri Yılmaz Güney Ödülü (2009)
• 16. Adana Altın Koza Film Festivali – Sinema Yazarları Derneği En İyi Film Ödülü (2009)
• 5. ZagrebDox – En İyi Genç Yönetmen (2009)
• Saraybosna Film Festivali – EDN Talent (2009)

İki dil bir bavul fragmanı

Saw VI (Testere 6) 23 Ekim’de sinemalarda

14 Eylül 2009 Yazan AghaRTA  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL, Haber

 

Filmin Özeti: 

Özel Ajan Strahm öldü ve Dedektif Hoffman Jigsaw ‘ ın mirasına engellenemez bir şekilde sahip çıkmakta.

Lakin , FBI ‘ ın ona yaklaşmasıyla Hoffman bir oyunu devreye koymak zorunda kalacak ve Jigsaw ‘ ın büyük planı anlaşılacak.

Filme ait yayınlanan ilk fotoğraf

testere6ilk Saw VI (Testere 6) 23 Ekimde sinemalarda

Filmin Posteri

saw6poster Saw VI (Testere 6) 23 Ekimde sinemalarda

Filmin Fragmanı

 

Tatlı Dilli Sosyalist – Yönetmen&Senarist Sırrı Süreyya Önder

24 Ağustos 2009 Yazan nothing  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL, Haber

sirri Tatlı Dilli Sosyalist   Yönetmen&Senarist Sırrı Süreyya ÖnderHiç  bildiğiniz adamlardan değildir Sırrı Abi, (şahsen tanışmasakta gıyaben tanımış olmanın samimiyetiyle abimdir – elbet birgün tanımak, sohbet etmek en sık aklıma gelen dileklerimdendir, buraya da yazmış olayım). Öyle “yönetmen” deyince aklınıza iyi okullarda okumuş, tatminkar bir yaşam sürmüş, jet sosyetenin muktedirlerinden biri gelmesin. Tarif yerindeyse sürünmüş, mücadele etmiş ama hiçbir zaman umudunu ve güler yüzünü kaybetmemiş. Size bir sevdayı tariflesin, aklınızdaki sevda izahını silmekle mükellef olursunuz. Konuştumu yüreğiyle konuşur. Tabiri caizse tek elle tutulmayacak adamdır. Dünya görüşü, okudukları ettikleri, gördükleri geçirdikleri bir hazinenin de sahibi olmasını sağlamış. Ama bu sıralamayı izleyen her insanoğlunun ulaşacağı mutlak son da değildir elbet. Yökün için yürek gerek. Bunlar benim naçizane ama eksik sunumum. Daha iyi taktim etmek için bir kaç ekleyeceğim şey olacak elbette. Videolarını izlemeyi unutmayın.

Vecizleri;

  • Tiyatro ve sinemada Brecht ekolüne mensupmuş. Brech ekolü Hollywood sinemasının yaptığı izleyiciyi oyuncu yerine koyarak filmin sonunda rahatlatmak tarzının tersine bir ekol. Bertolt Brecht adlı yönetmenden geliyor adı.
  • İman şüpheyle başlar.
  • Ayağını yaşadığı coğrafyaya basmayan söylemin bir faydası olacağına inanmıyorum.
  • Bu ülke kendisini hep güçle olan ilişkisiyle tarif etmeye hevesli güruhla dolu.  
  • Kömür yardımı, fukara yardımı bunların hiç biri kötü değil. Kötü olan tüzüğe bağlı olmaması, kişilerin inisiyatifine bırakılması. Tüzüğü olsa sosyal yardım olur.
  • Dünya tarihi zanginle fakirin mücadelesinden ibaret. Halihazırdaki hercümerc de bunun ürünüdür. Niyet ve ideolojilerden bağımsızdır bu da. Antiemperyalizm bunun için insanlığın şartı olmalıdır. Emperyalizm yoksulları hedef alır. 
  • Yazarlar kalemini toprağa batırıp yazmalıdır. Mürekkep gibi. (Slavofil bir yaklaşım diyor.)
  • Bu ülkeye “tercüme bilinçlenme” belası hep tebelleş olmuştur.
  • Türk sağı ülkeyi sağcılaştıracak kadar yetenekli değillerdi. Bunu solcular yaptı.
  • Toplum en yoksulu kadar zengindir.
  • Ülkede bir kaç yüz komünist varken binlerce üyesi olan komünizmle mücadele dernekleri kurmuşlar. Bir memleket böyle sağcılaştırılır. Emperyalizm böyle bir imansız ki imanı da kullanıyor.
  • Bu ülkede kültürel iktidar sol ise bizi kim dövüyor?
  • Bu nasıl “Secret”tir ki Migroslarda bile satılıyor?
  • Müslümanlığın şartlarına antiemperyalist olmak da eklenmeli.
  • Lafın tamamı deliye söylenir.
  • Güzellik özle biçim arasında sadece aptalların fark edemeyeceği bir bileşim.

Hayatı;

Beyoğlu Pera Sineması, sene 2003. Yılmaz Güney’in “Duvar” filmi gösterilmekte. Fuayede bir afiş: “Senaryo yazmak ister misiniz?”… Sırrı Süreyya Önder biraz da izlediği filmin coşkusuyla belki, afişteki numarayı arar ve Senaryo Stüdyosu’ndan bir randevu alır. “Neden sinema yapmak istiyorsun?” olur Barış Pirhasan’ın ilk sorusu. O meşhur cevabını verir: “Valla öfkeliyim biraz.” İyi bir sebeptir Pirhasan’a göre sinemaya başlamak için. Ama devam etmek için bir handikap. Öfkesiyle arasına mesafe koyacağını söyler ve kolları sıvar. Öyle de yapar, çünkü böyle bir hayat hikâyesiyle “Beynelmilel” gibi bir film yapabilmek için ciddi mesafe alması gerekir insanın öfkesinden…

Lise 2′de cezaevine

7 Temmuz 1962′de Adıyaman’da yoksul ve sosyalist bir aileye doğar Sırrı Süreyya Önder. Önce berberlik, sonra dava vekilliği yapan babası Ziya Önder, Türkiye İşçi Partisi’nin Adıyaman İl Başkanı’dır ve 35′inde sirozdan ölür. Dört kardeşin en büyüğü Sırrı 8 yaşındadır daha. Babalarından bir sürü kitap kalır, bir de 35 bin lira borç. Dostları toplanıp borcu öderler, Önder ailesi de dede evine sığınır. Bir göz odada 7 nüfus…
Sekizinde kentin tek fotoğrafçısına çırak olarak girer Sırrı Süreyya Önder. Çok başarılı bir öğrencidir. Milliyet’in bilgi yarışmalarında, münazaralarda birincilikler alır. İlk okuduğu kitap Orhan Kemal’in “Bereketli Topraklar Üzerinde”sidir. Adıyaman Lisesi’nde ise edebiyat öğretmeni, Dostoyevski ile tanıştırır onu, “Karamazof Kardeşler”i ömür boyu elinden düşürmez.
Lise 1′den itibaren babasının izinden giderek örgütlü sosyalist yapıların içinde yer almaya başlar. Cezaeviyle de Lise 2′deyken tanışır. Maraş olaylarını protesto ettiği için… Yaşı küçüktür, çabucak serbest kalır.

Küçük yaşta aldı sazı eline

Aileyi geçindirdiği, lastikçilikten otomobil tamirciliğine birçok iş yaptığı için devam mecburiyeti olmayan bir üniversite aramaktadır. Cezaevinde tanıştığı bir Mülkiyeli yol gösterir ona, tek tercihi Siyasal’a ikinci olarak girer. Kent-Koop’ta marley işçiliğine başlar fakülteyle birlikte. Arada da geceleri pavyonda çalışır. Küçük yaşta almıştır sazı eline, sonrasında cümbüş ve ut eklenmiştir buna. Bir yıl sonra, 12 Eylül’le beraber yeniden cezaevine girer. 12 yıl hüküm giyer ve açlık grevleriyle, direnişlerle geçen altı yılın sonunda çıkar. Yükseköğrenim hakkını kaybetmiş olarak.
Adıyaman artık yaşayabileceği bir yer olmaktan çıkmıştır. Değil iş, selam verecek adam bulamaz memlekette. İstanbul’a gelir, Sirkeci’de elektronik aletler satan bir firmaya kamyon şoförü olarak girer. Ruhuna da iyi gelir şehir şehir gezmek…
Ve bir gün borca bir kamyon alır, kendi işini kurar, biraz rahata erince de evlenir. Dört yılın sonunda işi de bozulur, evliliği de. Geriye bugün 16 yaşında olan kızı Ceren kalır.
Rusya’da, Ukrayna’da, Bulgaristan’da inşaatlarda çalışır. Kazakistan’dayken bir telefon alır. Siyasal’dan arkadaşı Tuncay Özkan’dır arayan. “Bir kanal kuruyorum, inşaatını sen halleder misin?” der… Kalkar gelir Kanaltürk’ün inşaatını yapmaya…

Bilindik diziler…

İnşaatlarda bile her boşluk bulduğunda yazdığı bir romanı vardır: “O Tozlar Bu Çamurları Getirdi”. Senaryo Stüdyosu’na kabul edildiğinde kafasında onu senaryoya çevirmek vardır. Sinema hakkında çok okumuştur, bir dönemde öğretmen kadrosuna kaydırırlar Önder’i.
Artık hayatını yazarak kazanmaktadır. “Kızlar Yurdu”, “Aşka Sürgün”, “Emret Komutanım” gibi dizilerin yanında “Beynelmilel”i yazar ve Meral Okay’a götürür. O da onu Uğur Yücel’e gönderir. Yücel hem filmi çekecek hem de başrolü oynayacaktır, ama bir şekilde olmaz o iş. Önder de kendi çekmeye karar verir filmi. Feyzi Tuna ve Atıf Yılmaz’dan çok destek görür. Bir ortak dostları da Muharrem Gülmez ile tanıştırır onu ve filmin birbirini tamamlayan iki yönetmeni buluşmuş olur. BKM de projeye tam destek verince 3 Temmuz 2006′da ‘motor’ derler.

‘Bir açlık hikâyesi’

Bir gece önce gözüne uyku girmez, Feyzi Tuna’yı arayıp “Kaçsam beni saklar mısın?” der… Monitörden ilk sahneyi izlediğinde ise gözyaşlarına boğulur. Kendi deyişiyle ‘demir yürekli bir adam olduğu halde’… Dört yıllık düşü hayata geçiyordur. Ve “Beynelmilel” kendi kanatlarıyla uçar nihayet. Yönetmenini, yapımcısını, oyuncusunu gururlandırarak, Ankara, İstanbul ve en son Altın Koza festivallerinden ödüllerle dönerek… Sırrı Önder’i en çok onurlandıran ise kimsenin ‘samimiyetini’ sorgulamaması olur.
Film katılacağı 10 küsur uluslararası festival için yola düşerken Önder’in gündeminde Maraş katliamını anlatacağı “Süt Tozu” ve bir Müslüm Gürses biyografisi var. “Bir yoksulluk hikâyesi” diyor ve son sözünü söylüyor: “Bu ülkede yedi milyon kişi açlık sınırında yaşıyor. Dolayısıyla yoksulları içermeyen hiçbir ürün bu ülkenin geleceğine anlamlı bir katkı yapmaz. Benim sinema yolculuğum yoksulluk ve yoksulluğun yarattığı endikasyonlar üzerinden gidecek. Bu hikâyeleri anlatacağım.”

(Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/06/19)

Filmleri;

beynel Tatlı Dilli Sosyalist   Yönetmen&Senarist Sırrı Süreyya Öndero Tatlı Dilli Sosyalist   Yönetmen&Senarist Sırrı Süreyya Önder

Çekmeyi Planladığı Filmler;

1-) Bir Türk Dünyaya Keder - Sıfır (Film ismi sansürlendiğinden “Sıfır” olarak değiştirdi)

2-) Süt Tozu – Konusu Maraş Katliamı

3-) Müslüm Gürses Biyografisi

NTV’ nin “Yönetmenler Türkiye’ yi Anlatıyor” projesi kapsamında çektiği kısa metraj: Taş Yok mu Taş!

 

Geçtiğimiz sene Ülke TV’ de yayınlanan “Meksika Sınırı” adlı programa konuk olduğu video ek olarak yoğun istek üzerine ikinci kez konuk olduğu video.

Not: Her iki program da çok uzun, 19 bölümden oluşur. Burada ilk videolarınının linkini ekliyorum, diğerlerini youtube’ da bulabilirsiniz. Ayrıca video üstünde çıkacak olan kısayollardan da takip edebirsiniz.

İlk Program:

 

İkinci Program:

 

Videoları izlemenizi şiddetle öneririm !

Ray – 2005

19 Ağustos 2009 Yazan nothing  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL, Müzik

 

ray Ray   2005

Yönetmen : Taylor Hackford 

Senaryo: Taylor Hackford, James L. White
Oyuncular : Jamie Foxx, Kerry Washington, Regina King, Clifton Powell, Harry J. Lennix
Filmin Türü : Drama/Müzikal
Yapım Yılı : 2004
Vizyon yılı: 2005

İsmiyle müzik ülkesinde bir dönem açmış Ray Charles’ ın hayatını konu alan film tüm zamanların belkide en iyi biyografi filmlerinden biri. Charles’ in hayatı zaten başlı başına bir öykü. Görme engelli, sihayi ve fakir olan Ray, yaşadığı onca acı şeyden sonra annesinin tembihlerini yaşam boyu yanına alarak, zihnine kazıyarak müzikle olan yolculuğuna çıkar. Ezilir, engellenir, ırkçı saldırılara maruz kalır, uyuşturucuyla tanışır, evlenir, kadınlar girer hayatına, çocuk sahibi olur, ünlenir, dolandırılır, iyi arkadaşları olur (Ahmet Ertegün), yalnız kalır, hapse düşer ama başına her ne gelirse gelsin müziğe olan tutkusunu yitirmez. Şarkıları popüler olur, tüm eyaletleri dolaşır, dünyaya açılır.

Her nasıl yaşamış olursa olsun Ray Charles gerçekten büyük müzisyen. Yaşadığı koşullar ve hem engelli hem siyahi olmasından kaynaklanan ön yargılarla daha iyi bir yaşamı yol edebilir miydi kendine bilinmez. Fakat O’ nu Ray Charles yapan da bana kalırsa bu hayat. Film sadece içinde Ray Charles’ in ismi geçiyor diye etkileyici değil, politik mesajlarıyla, ırkçılık vurgusuyla, insani değer yargısıyla da bir o kadar sürükleyici. değerli. Küçük bir not, memleketten çıkmış en önemli müzik adamlarından biri olan Ahmet Ertegün’ ü ve onun şirketi Atlantic Records’ da bu film sayesinde az da olsa yakından tanımış olduk. İsmini anmadan geçmeyelim. Kısaca filmi şiddetle öneriyoruz…

The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

27 Temmuz 2009 Yazan AghaRTA  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL

The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford
The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

Yapım Yılı/Yeri: 2007 – ABD

Yönetmen: Andrew Dominik

Tür: Aksiyon, Dram, Western

Oyuncular: Jesse James (Brad Pitt), Robert Ford (Casey Affleck), Dorothy Evans (Zooey Deschannel), Wood Hite (Jerremy Renner)

Film Hakkında: Jesse James -> “O zamanlar orta yaşlara doğru yol almıştı  ve Woodland bulvarı üzerinde bir bungalovda yaşıyordu. Akşamları karısı pembe ellerini önlüğüyle kurular ve mutlu bir edayla iki çocuğu ile ilgili haberleri ona anlattığı sırada O, sallanan sandalyesinde olturur ve purosunun keyfini çıkarırdı. Çocukları onun bacaklarının kuvvetini ve yanaklarına sürten bıyıklarının batışını bilirlerdi. Babalarının hayatını nasıl kazandığını veya neden sürekli taşındıklarını bilmezlerdi. Babalarının ismini bile bilmiyorlardı. Kent rehberinde ismi Robert Howard olarak geçiyordu. Gittiği hiçbir yerde tanınmazdı ve Kansas şehri dükkan sahipleri ile tüccarlarına kendini sürü sahibi veya mal simsarı, zengin ve çalışmayan, canayakın biri olarak tanıtırdı. Tam olarak iyileşmemiş iki adet göğüsünde biri de kalçasında olmak üzere vücudunda üç adet mermi deliği izleri taşırdı. Sol el orta parmağının ucu kopuktu ve bunun başkaları tarafından görülmemesi için çok dikkatli davranırdı. Ayrıca -tanelenmiş göz kapakları- adı verilen bir durumu vardı ve bu durum onun kainatta sanki kabul edebileceğinden fazlasına katlanıyormuşçasına, gözlerini normalden çok daha fazla kırpmasına sebep oluyordu. Odalar ona, o içindeyken çok sıcakmış gibi gelirdi. Yağmur daha bir düzgün yağardı. Saatler yavaşlardı. Sesler daha bir kuvvetli çıkardı. Kendini asla bitmeyen bir iç savaştaki sadık bir Güneyli gerilla olarak kabul ederdi. Ne gerçekleştirdiği soygunlardan ne de işlediğini idda ettiği 17 cinayetten pişmanlık duyardı.”

Bir western türü olan bu filmde alışılagelmişin dışında western karelerinden ziyade daha çok dramatik bir yaşam ön plana çıkıyor. Amerikalı efsanevi kanun kaçağı Jesse James (Brad Pitt) hakkında sayısız kitaplar yazıldı, hikayeler anlatıldı. Maceradolu ve nadiren gerçek olan hikayeleri Amerikan halkının ona hayranlık duymasını sağladı. Soyduğu insanlara veya öldürdüğünü söylediği ailelere göre o bir kanun kaçağıydı, ama 1870 li yıllarda çetesiyle giriştiği işleri gazetelerden takip edenler tarafından ilginin odağı haline gelmişti. Bir çocuğa göre o bir Robin Hood idi. Yoksul çiftçileri sömüren demiryolu ve banka sahiplerini hedef alıyordu. Haksızlığa uğrayan ve yaralanan bir Konfederasyon (İç Savaş sırasında Güney eyaletleri adına savaşan) askeri olarak, hayatını mahveden Güney Birliği’ne saldırması için trajik bir nedeni vardı. Daha da önemlisi, gitgide daha çok şehirlere yerleşip, kurallara bağlı, sıradan hayatlar yaşamaya başlayan insanlar için, James vahşi batının son temsilcisiydi: Özgürlüğün ve Amerikan ruhunun temsilcisi, kanunu hiçe sayıp kendi kurallarıyla yaşayan bir asiydi…yani her yönüyle, bir efsaneydi.

“Jesse James hayal edebileceğinizden daha büyüktü. Onunla birlikte olmayı, onun gibi olmayı isteyerek, ona giderdiniz… ve her seferinde bir şeyler eksik olarak ayrılırdınız”.

- Robert Ford

Robert FORD (Casey Affleck) 19 yaşında Jesse James’e hayranlık duyan ve günün birinde onunla yanyana at koşturma hayalleri kuran ve hayallerinin peşinde koşan azimli bir o kadar silik bir şahsiyetti. Çevresinde saygınlık kazanabilmek için James’i arkasından vuracak fakat işlerin tahmin ettiği gibi olmadığını ve  yaşadığı sürece “adi küçük korkak”  olarak kalacaktı ve bu şekilde de ölecekti.

Film genel anlamda ağır ve uzun süren bir film. Yaklaşık üç saat sürüyor ve kimi zamanlarda sıkıcı olabiliyor.  Brad Pitt harika oyunculuğu ile izleyiciyi bir kanun kaçağına hayran edebiliyor. Western tarzı filmlerden biraz daha farklı ve tahmin edildiği gibi aksiyon dolu sahnelere sahip değil. Müzikler ve görüntüler etkileyici. Özellikle filmin ilk çeyreğindeki soygun sahnesinde Brad Pitt’in harika oyunculuğu ve muhteşem görüntüler “işte budur” dedirtecek cinsten. Westernden ziyade dramatik ve ağır filmlerden hoşlanan izleyicilere önerebileceğim bir yapıt.

İşte Jesse James’in Gerçek Fotoğrafı

 The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

İşte bu da Brad Pitt’in Jesse James rolündeki hali

jessejames The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford

Leon – Sevginin Gücü

26 Temmuz 2009 Yazan Black_Rose  
Kategori Dizi-Sinema, GENEL

leon2ca2 Leon   Sevginin Gücü

Yönetmen: Luc Besson
Tür: Aksiyon,  Dram,
Yapım: 1994 ~ Fransa
Süre: 110 dk
Mathilda : Léon, hayatını kazanmak için tam olarak ne yapıyorsun?
Leon : Temizlikçiyim.
Masum, ailesini kaybetmiş bir çocuk ve kendisini temizlikçi olarak adlandıran soğuk kanlı, oldukça profesyonel bi katil ..

Mathilda ve Leon komşu dairelerde oturmaktadır.. Mathilda’nın babasının başı uyuşturucu işinden dolayı derttedir ve bu sebebten dolayı evleri basılır hayatta tek sevdiği kişi olan küçük erkek kardeşi üvey annesi ve babası öldürülür.. O sırada markette olan Mathilda eve döndüğü sırada olayı farkeder ve Leon’un kapısını çalar.. Durumda bi terslik olduğu anlayan Leon Mathilda’yı içeri alır.. Olaydan kıl payı kurtulan Mathilda artık tek başına kalmıştır ve tek sığınağı Leondur..

Leon : Dün şu kapının önünde hayatını kurtardım.
Mathilda : Doğru. Ve şimdi de ondan sen sorumlusun.
Hayatımı kurtardıysan,bunun için iyi bir nedenin olmalı.

Yalnız başına kalan küçük kız gidecek yeri olmadığından Leon la yaşamaya başlar .. Fakat Leon un bu durumu kabullenmesi kolay olmaz.. Hatta bu yükten kurtulmak için küçük kızı uyurken öldürmeyi bile düşünür.. Fakat  zamanla aralarında  çok hoş bi bağ ve sevgi oluşur.. İkisininde hayatında eksik olan ilgi ve sevgi birbirlerine kenetlenmelerine sebeb oluyo belkide.. 40 yaşlarını aşmış  soğuk kanlı bi katil olan Leon’un  , süt içen  çiçek besleyen ve Mathilda ya olan ilgisi ilede içindeki insani yönlerini kaybetmediğini görüyoruz filmin ilerleyen sahnelerinde.. Mathilda ise oldukça zeki , Leon un içindeki çocuksu yönünü keşfetmiş ve çok sevdiği  erkek kardeşinin intakımı almak isteyen 12 yaşında bi kız çocuğu ..

Aslında Leon, Pek fazla kelimelerle anlatılacak bir film değil .. Harika bi Fransız yapımı olan film aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hala en çok sevilen 50 film arasında yer almakta.. Film sadece aksiyon içermiyo dramında ağırılığı hissedeceğiniz filmde Mathilda ve Leon’un arasında gecen diyologlarda gülümseten sahnelerde var .. Mathilda nın Leon a  “Leon, sanırım bir şekilde sana aşık oluyorum.” demesi üzerine elindeki sütü sağa sola dökmesi filmin gülümseten şirin ve içten sahnelerinden sadece biri..
Sevginin Gücünün insana neler yaptırabileceğini gördüğümüz filmde Tüm oyuncuları rollerinin hakkını  vererek oynamışlar.. Mathilda (Nathalie Portman) ve Leon (Jean Reno)  bu iki karakterin yanı sıra filmin piskopatı rolundeki Stanfield (Gary Oldman ) bi insana piskopat rolü bu kadar mı yakışır dedirtecek kadar rolünün hakkını vermiş..
Bir defa izleyenin ikinci kez mutlaka izlediğine inandığım ,
hayranlık uyandıran senaryosu ve oyunculuklarıyla mutlaka izlenmesi ,
klasiklerinizin arasında yer alması gereken bir film …

Sonraki yazılar »