“Disney On İce – Disneyland Macerası” 29 Eylül’de İstanbulda

17 Ağustos 2010 Yazan AghaRTA  
Kategori GENEL, Haber

‘Disney On Ice – Disneyland Macerası’ 29 Eylül’de 2010-2011 Avrupa Turuna İstanbul’dan Başlıyor!

Ergo’nun ana sponsorluğuyla önce İstanbul’da, ardından Ankara ve İzmir’de seyircilerle buluşacak olan bu çok özel buz gösterisi, Mickey Mouse, Minnie Mouse ve dostlarının Disneyland’da geçirdikleri renkli bir macerayı konu alıyor. İzleyenlerin bir Disneyland deneyimine ortak olduğu gösteride Disney’in İnanılmaz Aile, Alice, Karayip Korsanları ve Oyuncak Hikayesi’nde Buzz Işıkyılı gibi Disney karakterleri de buz sahnesinde yer alıyorlar.

‘Disney On Ice – Disneyland Macerası’ Türkiye’de ilk olarak Abdi İpekçi Arena’da 29 Eylül-10 Ekim tarihlerinde çocuklar ve aileleriyle buluşacak. Ayrıca Ankara ve İzmir ilk defa bir Disney gösterisine evsahipliği yapmış olacak. 13-17 Ekim’de Yeni Ankara Arena’da ve 20-24 Ekim’de İzmir Halkapınar Spor Salonu’nda gerçekleşecek buz gösterilerinin biletleri Biletix’te satışta… ‘Disney On Ice – Disneyland Macerası’ Türkiye’ye, Ergo’nun sponsorluğunda, İstanbul Çocuk Tiyatrosu tarafından getiriliyor.

Çok farklı Disney karakterlerinin performansının izleneceği bu sihirli buz gösterisinde macera, Mickey; Minnie ve dostlarının Disneyland parkını ilk kez turist olarak ziyaret etmeleriyle başlıyor. Macera, çılgın ve eğlence dolu, tamamen orijinal bir buz gösterisi olarak sürerken seyirciler de bu eğlenceli deneyime ortak oluyorlar.

İstanbul Çocuk Tiyatrosu Başkanı Kemal Gürkaynak buz gösterisiyle ilgili ‘Disneyland, hayal etmenin güç olduğu olanakların sunulduğu, yetişkinlikle çocukluk arasındaki sınırın kaybolarak, yerini gerçekleşen rüyalara bıraktığı bir dünya. İstanbul Çocuk Tiyatrosu olarak bu yıl düzenlediğimiz ikinci büyük aile gösterisini Disney On Ice – Disneyland Macerası olarak planladık. Bu gösteride Disney, karakterlerini bir buz gösterisinde çok yakınımıza getirerek tüm aile bireyleri için değerli bir paylaşım yaratacak düşüncesindeyiz’ dedi.

Disney On Ice – Disneyland Macerası’nın Konusu

Mickey, Minnie, Donald, Daisy, Goofy ve Pluto artık bir değişikliğin zamanı geldiğine karar verirler. Disneyland’da evsahibi olmak yerine bu defa kendileri Disneyland’a gitmek üzere bir plan hazırlar. Maalesef bu arada ‘Kötü Kalpli Kraliçe’nin başka planları vardır ve Minnie’nin parmağını, dönen bir tekerliğe sıkıştırarak sihirli krallığı 100 yıllık bir uykuya sürükler, hem de olanlardan habersiz Donald’la birlikte! Mickey, Pluto ve Goofy seyircilerin yardımıyla neler olduğunu, Minnie ve Donald’ın yardıma ihtiyaçları olduğunu fark ederler. Sonrasında, ‘İnanılmaz Aile’den destek alırlar. Ve böylece bütün kahramanlar cesurca kötü kalpli cadının peşine düşer, yine seyircinin yardımıyla Minnie ve Donald’ı uykularından kurtararak sihirli krallığı kurmak için gerekli olan sihri yeniden oluştururlar. Disneyland bir kez daha dünyadaki en mutlu yer olur!

‘Disney On Ice: Disneyland Macerası’ Takvimi

• İstanbul: 29 Eylül – 10 Ekim, 2010, Abdi İpekçi Arena

• Ankara: 13 Ekim – 17 Ekim, 2010, Yeni Ankara Arena

• İzmir: 20 Ekim – 24 Ekim, 2010, İzmir Halkapınar Spor Salonu

maNga – We Could be the Same Klip

27 Mart 2010 Yazan nothing  
Kategori GENEL, Haber, Müzik

 

 

manga1 maNga   We Could be the Same Klip

 

Ülkemizde her yıl bir Eurovision telaşıdır almış başını gidiyor. Milli mesele haline gelen ve artık kabak tadı veren bu durum canımı sıksa da yine de en azından olan bitenden haberdar olmak amaçlı takip ediyorum. Hele ki Sertab’ dan sonra olay iyiden iyiye çığrından çıktı. Ne kadar “en” popüler ismimiz varsa hepsi soluğu istisnasız Eurovision sahnesinde aldı. Bir tek Tarkan kaldı sanırım. Onu da sona saklıyoruz herhalde.

Unutulmaması gereken birşey var, bu yarışma aslında bir beste yarışması, ötesi değil. İsmin ne kadar popüler olduğunun, dünyada tanınmışlığının bir manası yok. Zaten tanınmasa bile yarışma öncesi tanıtım amaçlı turlar düzenleniyor, o kısmı da eksik kalmıyor yani. 

Güvenilirliği de şaibeli bu yarışmanın (oylama meselesi) gelecekte neye evrileceğini çok merak ediyorum. Planda birkaç değişiklik var olduğu hala bir söylenti. Biz de Eurovisyona olan bakışımızda bir yenileme yapsak aslında çok yerinde olacak. Bu haliyle müzikologlar için çok lezzetli görüntüler çıkıyor sadece. Çünkü Eurovision ülke ve Avrupa genelinde birçok haberi, devinimi beraberinde getiriyor.

Bu sene yarışmada bizleri manGa – We Could be the Same’ le temsil edecek. Haşa haddimden bu güne kadar olan işlerini taktir eder beğenirim. Fakat bu olmamış. Eurovision derecesi bakışıyla değerlendirmiyorum ki orada bile başarılı olacağını pek sanmıyorum. Yarışma fikrinden olsa gerek gerçekten çok “ısmarlama” olmuş. Fakat yine de siteye ekleyerek beşeri hafızaya kaydedelim, yarın ne olur bilinmez :)  İyi seyirler, tabii ki maNga’ ya başarılar…

 

 

WE COULD BE THE SAME
You could be the on in my dreams
You could be much more than you seem
Anything I’ve wanted in life
Do you understand what I mean?
I can see that this could be hate
I can love you more than they hate
Doesn”t matter who they will blame
We can beatthem at their own game
I can see it in your eyes
I doesn’t come as’a suprise
I’ve seen you dancing like a star
No matter how different we are
For all this time
I’ve been loving you
Don’t even know your name
For just one night
No matter what they say
And feel I’m turning the page
And I feel the world is a stage
I don’t think the drama will stop
I don’t think they’ll give up the rage
But I know the world could be great
I can love you more then they will blame
Doesn’t matter who they will blame
We can beat them at their own game

Türkçe

AYNI OLABİLİRDİK
Rüyalarımda gördüğüm O sen olabilirdin
Göründüğünden çok daha fazlası,
Hayatta istediğim her şey olabilirdin
Ne demek istediğimi anlıyor musun?
Bunun kader olabileceğini görüyorum
Seni onların senden nefret ettiğinden daha fazla sevebilirim
Kimi ayıpladıkları önemli değil
Onların kendi oyunlarında yenilebiliriz
Bunu gözlerinde görüyorum
Bu bir sürpriz değil
Seni bir yıldız gibi dans ederken gördüm
Ne kadar faklı olduğumuz önemli değil
Bunca zamandır
Seviyorum seni
İsmini bile bilmiyorum
Sadece bir geceliğine
Aynı olabiliriz
Ne derlerse desinler fark etmez
Yeni bir sayfa açtığımı hissediyorum
Dünyanın bir sahne olduğunu hissediyorum
Dramın sona ereceğini düşünmüyorum
Hiddeti bırakacaklarını düşünmüyorum
Ama dünyanın muhteşem olabileceğini biliyorum
Seni onların senden nefret ettiğinden daha fazla sevebilirim
Kimi ayıpladıkları önemli değil
Onları kendi oyunlarında yenebiliriz

3. Fotogen Gösteri Günleri – Tema: İstanbul

24 Mart 2010 Yazan AghaRTA  
Kategori GENEL, Haber

istanbul resimleri  3. Fotogen Gösteri Günleri   Tema: İstanbulİstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması nedeniyle bu yıl “İstanbul” temasıyla gerçekleştirilecek etkinlikte, 18 FOTOGEN üyesi fotoğrafçının İstanbul hakkındaki gösterilerinin yanı sıra, dernek üyelerinin “İstanbul’a Armağan: Tarihi Yarımada” isimli ortak gösterisi de izleyicilerle buluşacak.

24 Mart Çarşamba günü 19.00′da FOTOGEN ortak gösterisiyle başlayacak etkinlik haftası, daha sonra, aralarında geçen yıl kaybettiğimiz FOTOGEN kurucu üyesi Seyit Ali Ak’ın “İyi Geceler İstanbul” isimli gösterisinin de bulunduğu İstanbul gösterileri ile devam edecek.

İstanbul’a 18 farklı bakışın bir arada izleneceği etkinlik haftası, 24 Mart’taki açılıştan sonra, 25 ve 26 Mart tarihlerinde gündüz 15.00 ve akşam 19.00′da başlayacak iki seans halinde devam edecek ve 27 Mart Cumartesi günü saat 13.30′daki kapanış seansıyla sona erecek.

24 Mart Çarşamba 19.00
25 Mart Perşembe 15.00

Açılış
FOTOGEN Ortak Gösterisi: İstanbul’a Armağan: Tarihi Yarımada
Galip Dülger: İstanbul’u Seyrediyorum
Selim Seval: İstanbul Surları
İbrahim Göksungur: İstanbul’un Kaybolmakta Olan Dokusu
Seyit Ali Ak: İyi Geceler İstanbul

25 Mart Perşembe 19.00
26 Mart Cuma 15.00

Sevdiye Kurucu: Denizin Günlüğü
Cengiz Sakarya: İstanbul Sahnesi 2. Perde
Ömer Demirbilek: Sokaktakiler
Sema Karlıova: Melodi Vitrinleri
Serra Mübeccel Gültürk: İsimsiz
Timurtaş Onan: İstanbul Kuş Misali
Yusuf Darıyerli: “Az Kısalt!” İstasyon Berberi Cavit

26 Mart Cuma 19.00
27 Mart Cumartesi 13.30

Sacit Ünlü: Hıdrellez
Salih Zeki İlban, Vedat Konyalı: Kentsel Dönüşümde Sulukule
Selçuk Özdil: Bizim Bölge
Ayşe Bağdemir: Albümler
Tülin Dizdaroğlu: Haydarpaşa
Ahmet Kuzik: Akşam İstanbul
Cengiz Karlıova: Bienalde

Etkinlik ücretsizdir.

Google Tv teknolojisine de el attı

21 Mart 2010 Yazan AghaRTA  
Kategori Haber

Dünyanın en büyük arama motoru Google, Sony ve Intel ortaklığında yeni bir televizyon sistemi geliştirdi.

Google, televizyon teknolojisinde yeni bir dönem başlatmaya hazırlanıyor. Dünyanın en büyük ikinci markası olan şirket, doğrudan internet bağlantısı olan, televizyon kanalları dışında her türlü sosyal ağ sitesine, YouTube gibi video paylaşım sitelerine erişim imkanı veren bir ‘TV settop box’  (setüstü alıcı) üretti.

New York Times ‘ın haberine göre Sony, İntel ve Google güçlerini ‘Google TV’ yi yaratmak için birleştirdi. Gazete, büyük gizililik içinde yürütülen çalışmalar sonucunda prototipin hazır hale getirildiğini öne sürdü.

Alıcı kutusunda işlemci olarak Intel Atom, işletim sistemi olarak da Google’ın geliştiridiği açık kaynaklı Android kullanılıyor. Habere göre Google Dish Network’le anlaşma yaparak uydu yayın testlerine şimdiden başladı.

Google, bağlandığı televizyonları internete bağlı bir iletişim ve eğlence merkezi haline getirecek kutuyla birlikte verilmek üzere bir de özel klavye planlıyor. Firmanın bu özel klavyeyi geliştirmesi için Logitech’le birlikte çalıştığı söyleniyor.

Gazetede yer alan yoruma göre, Google’ı kendi akıllı cep telefonu modelini çıkarmasına iten ‘internet ve dijital eğlence sektöründe reklam payını koruma’ güdüsü yeni televizyon girişiminde de etkili oldu.

Yeni geliştirilen televizyon sisteminin dünya çapında mı yoksa sadece ABD’de mi satışa sunulacağı henüz bilnmiyor.

Fatima Spar & Freedom Fries İzmirlilere unutulmaz bir konser verdi.

20 Mart 2010 Yazan AghaRTA  
Kategori GENEL, Haber

Fatima+Spar+und+die+Freedom+Fries+Freedom+Fries Fatima Spar & Freedom Fries İzmirlilere unutulmaz bir konser verdi.

Fatima Spar & Freedom Fries, Adnan Saygun Sanat Merkezi’ni dolduran İzmirlilere unutulmaz bir konser verdi.

İZMİR Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın (İKSEV) , İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla düzenlediği 17. İzmir Avrupa Caz Festivali, muhteşem bir konserle sona erdi. Fatima Spar & Freedom Fries, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi Büyük Salonu tamamen dolduran İzmirlilere unutulmaz bir konser verdi.

AB Kültür Köprüleri- Yollarda projesinin İzmir ayağını oluşturan ve Goethe Enstitüsü işbirliği ile yapılan konserde Fatima Spar ile Alexander Wladigeroff (trompet) , Andrej Prozorov (saksofon) , Milos Todorovski (akordeon) , Florian Wagner (gitar) ,Philipp Moosbrugger (bas) ve Erwin Schober (davul) dan oluşan Freedom Fries, son albümleri “Trust”tan örnekler sundu.

Ayakta alkışlandı

Avusturya müzik yaşamına damgasını vuran Fatima Spar & The Freedom Fries trompet, saksofon, akordeon gibi enstrümanlar eşliğinde swing, bossa nova, Balkan ve Türk ezgilerini büyük bir ustalıkla birleştirdi, cıvıl cıvıl sahne performanslarıyla AASSM’yi salladı. Sahnedeki benzersiz dinamizmiyle seyircilerini coşturan Spar ve grubu, iki bis parçasını kendilerini ayakta alkışlayan bin beş yüz kişinin eşliğinde söyledi. Dinleyenlerini sahneye çağıran ve karşılıklı oynayan Topluluk insanın içini ısıtan tınılarıyla Festivalin unutulmazları arasına girdi.

Kaynak: haberler.com

Muhalif Taraftar Grupları

25 Şubat 2010 Yazan nothing  
Kategori GENEL, Haber

vb3 Muhalif Taraftar Grupları

Artık eskisi gibi tek bir taraftar, tek bir zihniyet yok tribünlerde. Büyük takılmlar başta olmak üzere tribünde dünya görüşlerine, yaşlarına göre oluşan farklı tribün grupları mevcut. Bunlardan en bilinenleri Beşiktaş Çarşı, Fenerbahçe Vamosbien, Galatasaray UltraAslan Tek Yumruk, Adanademirspor, şimşekler. Hepsini saygıyla anıyoruz. Özellikle muhalif duruşlarından ötürü. Endüstüriyel futbol zihniyetine karşı her alanda mücadele veriyorlar. Tribünlerde ırkçılık karşıtı slogan ve pankartlardan tutun, çevreci söylemlere tüm ahlak dışı işlere karşı tavırlarını dillendiriyorlar. Bence çok kıymetliler. Sayılarının ne kadar olduğu çok önemli değil, önemli olan duruşları, spora karşı bakış açıları. Bu konuda birkaç yazı ve bilgisi paylaşacağım. İlgilenmekte yarar var. Öneriyoruz.

carsi Muhalif Taraftar Grupları

30 Temmuz 2009′da Birgün gazetesinde yayımlanan röportajdır:

Mondiali Antirazzisti, İtalya’da 1997 yılından bu yanan düzenlenen sol duyulu bir futbol organizasyonunun adı. Bu yıl turnuvaya ilk defa Türkiye’den bir taraftar grubu katıldı: Locomotive Anatolia. Adana Demirspor taraftarı olan grup, bunun yanı sıra tüm dünyadaki demiryolu takımlarına hatta Djurgarden gibi lacivert-mavi renkli takımlara da sempati besliyor. Daha önce de BirGün’e konuk olan grupla bu kez “Irkçılığa Karşı Dünya kupası” isimli turnuvayı konuştuk.

» Öncelikle organizasyonla ilgili izlenimlerinizi öğrenebilir miyim? Mekân, içerik, ilginç olaylar gibi konularda da biraz aydınlatabilirsiniz.

Organizasyonun politik boyutu, beklediğimizden düşüktü; daha doğrusu organizasyon ekibi bu konuda hassas davransa da katılımcı kitle buna çok eklemlenmedi gibi geldi bana. Mekân, Casalecchio Belediyesi’nin spor merkeziydi; geniş bir alana yayılmış ve kamp alanı ile iyice genişlemiş ormanlık bir araziydi. Kamp alanında çadırlarda kaldık, festival alanında da etkinliklerin yapıldığı büyük çadırlar vardı. Burada çeşitli konularda sunumlar yapıldı. Bunlar, göç ve göçmenlik, futbolda homofobi ve ayrımcılık meselelerine odaklanmıştı.

»Turnuvada çıkan sloganlar nelerdi? En çok hangi takımın taraftar grupları vardı?

Turnuvanın bu yılki temel sloganı Kick Sexism’di. Ayrıca alanın her yanında ve etkinlik afişlerinde “Respect-Equality-Solidarity-Fairplay” (Saygı-Eşitlik-Dayanışma-Adiloyun) kelimeleri vardı. Güvenliklerin üzerinde dahi “respect” yazıyordu. Taraftar grubu olarak, organizasyonun işleyişinde de görev alan, Sampdorialılar ile Genovalılar öne çıkıyordu. Onun dışında Marsilyalılar oldukça kalabalıktı, sanırım onlar da etkinliğin gediklilerinden. Bunun dışında, Almanlar çok kalabalıktı ama onlar daha çok “antifa” (anti-fasism’e bir atıf sanırım) ön adlı karma takımlar kurmuşlardı. Antifa Berlin gibi; bunlar farklı takım taraftarlarının biraraya geldikleri ekiplerdi.

»“Kick Sexism” sloganı aslında Türkiye’de yaygınlaştırılmalı diye düşünüyorum. Orhan Pamuk EURO 2008 sonrası “Futbol milliyetçilik üreten bir makine” demişti, Bağış Erten ise yanı sıra “cinsiyetçilik üreten bir makine” diye eklemişti. “Respect” o turnuvanın da sloganıydı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Cinsiyet ayrımcılığı, etkinlikte geçen yıl yaşanan bazı “istenmeyen” olaylar, sanırım bir taciz vakası, sonrasında yoğun bir şekilde gündeme gelmiş. Kadın erkek karışık takımların yer aldığı böylesi bir festival ortamının, bu yönde bir sloganı öne çıkarması bence daha mantıklı. Bizim ekip olarak görüşümüz, futbol ve genel anlamda sporun günlük hayatın dışında tutulamayacağı, dolayısıyla sokakta şiddet ve tacizler azalmadıkça futbol ortamında da azalamayacağı yönünde. Ama biz futbolseverler olarak, kendi tribün ve arkadaş ortamımızı bu tip sorunlardan ayıkladıkça, bunun sokağa ve günlük hayata da etkisi olacaktır. Evet, halihazırda bir sektör olarak futbol, hiç de iç açıcı bir görünümde değil; ama şu andaki hayatımızın neresi öyle değil ki? Biz içerisinde bulunduğumuz tribün ortamını ve futbolu, adım adım değiştirerek, en azından bu yönde çaba sarf ederek bir gündem yaratmaya çalışıyoruz. Antirazzisti’ye gidişimiz de tamamen bununla ilgili.

tekyumruk Muhalif Taraftar Grupları

»Türkiye’de bilinirliği oldukça yüksek olan Livorno ve St. Pauli takımları var mesela. Bunların herhangi bir taraftar grubu niye yoktu organizasyonda?

St.Pauli’yi konuşmadık ama Livornoluların, etkinliğin politik düzeyini beğenmedikleri için gelmediğini söyleyenler vardı. Bir de anladığım kadarıyla, Livorno orada, Türkiye’de olduğu kadar popüler değil. En az onlar kadar muhalif ve politik başka tribünler de var İtalya’da. Türkiye’de Livorno’nun çok bilinen bir takım olduğunu, onlara dair web siteleri olduğunu söylediğimde şaşırdılar.

Belki Antirazzisti’nin siyasi çizgisi, Livornolulara göre sağda kalıyor olabilir; organizasyonun, insan hakları, cinsiyet ayrımcılığı ve farklılıkların birlikteliği gibi, görece liberal (en azından klasik sosyalist literatürde olmayan) argümanlara vurgu yapmasının etkisi olabilir diye düşünüyorum.

»Sizce Türkiye’deki taraftar grupları ne derece politik peki? “Çarşı” da cisimleşmiş bir politize olmuş taraftar prototipi vardır. “Demir Gibiyiz” grubu da farklı bir örnek. Okumuş-yazmışlığı olan, meslek sahibi, dil bilen ve hayata soldan bakan insanlardan oluşuyor. Ne düşünüyorsunuz? Tribünlerde solcu futbolseverlerin sayısında bir artış var demek mümkün sanırım. Üstelik örgütlü insanlar da var içinde…

Türkiye’deki tribünlerin politik düzeyi, Avrupa’nın gerisinde. Orada sadece Anti-faşist eğilimlerin bir araya getirdiği insanlar var ya da bir takımın tribününde bu sloganı öne çıkaran taraftar grupları var. Bizde solcu futbolseverler bile, ortak bir gündemde bir araya gelemezken, genel olarak tribünlerin bu yönde bir etkinliği organize etmeleri oldukça güç. Çarşı da artık bir “marka” olarak, futbol “sektör”ünün bir parçası; başlangıtaki ruhundan oldukça uzak. Evet, hala içinde o damarı güçlendirmek isteyenler var ve tribün kültürüne çok büyük katkıları oldu ama Çarşı’nın politik tribün prototipi olduğunu düşünmüyorum. Tribünde solcu taraftarların sayısı artıyor, bu iyi bir gelişme. Bence bu durum, yukarıda söylediğim gibi, değişimin topyekün değil parçaparça olacağına dair bir algıyla ilgili. Solcular tribünleri de sokağı da terk ettikçe, bu alanlar başkaları tarafından dolduruluyor. O yüzden oralarda var olmalı ve sesimizi yükseltmeliyiz. Ankara Tayfası, tümüyle sol görüşlü kişilerden oluşmuyor; farklı politik çizgilerden arkadaşlar var. Ama birlikte bir şeyleri değiştirmek isteğimiz, ortak. Bu durum, takımın yönetiminden, tribündeki ortama kadar geniş bir içeriğe sahip. Birlikte tartışıp, bugüne kadar yapılmamış, düşünülüp de hayata geçmemiş şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Camianın, parasal güç kadar, bizim gibi düşünsel güce dayalı emekçilere de ihtiyacı var.

simsekler Muhalif Taraftar Grupları

Forzalivorno Manifestosu

1. Forzalivorno, endüstriyel futbola karşı gelişen bir taraftar hareketidir. Paranın egemenliğinin, sporun ruhunu zedelemesine karşı çıkar. Taraftarları müşteri olarak gören yaklaşımların karşısındadır. Her alanda sporun endüstirileşmesine karşı muhalefet ederek amatör ruhu ve yerelliği savunur!

2. Forzalivorno sporda ve yaşamın her alanında ırkçılığa ve her türlü din, dil, ırk, cinsiyet ayrımına karşıdır. Toplumdaki yaygın milliyetçi reflekse karşı ödünsüz bir kardeşlik çizgisini savunur. “Öteki”leştirilerek dışlanan gruplara yönelik, mikro düzeyde de olsa her türlü ayrımcılığa karşı durmayı, yaşamsal bir önemde görür.

3. Forzalivorno, dili söylemi ve duruşuyla sporda şiddeti körükleyen egemen anlayışı reddeder. Taraftarın her şeyden önce “güzel futbola” taraftar olduğunu bilerek, futbol endüstrisinin suni bir şekilde körüklemeye çalıştığı gerilimlere karşı, renklerin kardeşliğini savunur. Futbolu çirkinleştirmeyen rakibini alkışlama erdemi gösterenlerin forumu olma iddiasındadır.

4. Forzalivorno, takım tutmayı mutluluk sayar; fakat tutulan takımın kutsanmasını reddeder! Taraftarizmin körleştirdiği mevcut taraftar profiline karşıdır. Taraftar gruplarının kendi forumlarına, kendi çevrelerine hapsolmuş tek yanlı bakış açısına karşın, farklı takım taraftarlarının birbirlerini anlayıp ortak hareket edebilecekleri zeminleri yaratma misyonunu üstlenmiştir. Tüm üyelerinden de bu çabayı destekleyecek bir performans beklemektedir.

5. Forzalivorno, savunduğu amatör ruhla değer üretimini esas sayar. Bir arada olmanın getirdiği güçle üretkenliği çoğaltmayı ve adilce paylaşmayı savunur!

6. Forzalivorno, futbolda ve sporun tüm alanlarında bahis ve şikenin karşısındadır.

7. Forzalivorno spor yapma hakkını savunur. Bu amaçla spor salonlarının, pistlerin ve sahaların halkın kullanımına açılmasını talep eder.

8. Forzalivorno, sporcuların haklarını bilmek ve savunabilmek için sporcu sendikalarının kurulması düşüncesine destek verir.

vb1 Muhalif Taraftar Grupları

Neden VamosBien’liyiz?

Bütün Fenerbahçe’lilerin ortak noktası bir oyun olarak futbolu ve diğer spor dallarını sevmeleri ile sarı-lacivert renklere duydukları aşktır.

Peki ama neden Vamos Bien’liyiz ? Neden ayrı bir platform içindeyiz?

Çünkü:

Vamos Bien’li eşitlikten yanadır, hayatın her alanında olduğu gibi tribünlerde de hiyerarşiye karşıdır. Vamos Bien’li sarı-lacivert renk aşkıyla örgütlenmiş bütün taraftar gruplarını kardeş olarak görür.

Vamos Bien’li adaletten yanadır, haksızlığa boyun eğmeyendir. İsyancıdır… Haram zaferler yerine helal üzüntüleri tercih edendir.

Vamos Bien’li paraya değil emeğe ve yeteneğe itibar eder. Bu nedenle en pahalı olanı değil en iyi performans sergileyeni sahada terini son damlasına kadar akıtanı tercih eder.

Vamos Bien’li yalan haberle, yaygarayla, kavga, gürültüyle prim yapmaya çalışan, çıkar odaklarıyla işbirliği halinde kulüplerin içini karıştıran ya da onları yönetmeye çalışan medyaya ve medya mensuplarına karşıdır.

Vamos Bien’li tribünde şiddete karşıdır. Futbolun dostça rekabet olduğunu bilen Vamos Bien’li, toplumun liselerden başlayıp her alanına yayılan şiddetin gerçek nedenlerine eğilmeyip her konuda “bir terör” başlığı yaratma meraklılarına karşı olduğu gibi gündelik hayatın şiddetini tribünlere taşımak isteyenlere de karşıdır.

Vamos Bien’li cinsiyetçiliğe karşıdır. Kadınların da en az erkekler kadar takımını destekleme hakkını kabul eder. Kadınları tribünden uzaklaştıran her tür eylemin ve söylemin karşısındadır. Bu nedenle kadınları ve eşcinselleri aşağılayan her tür küfürün edilmesine karşıdır.

Vamos Bien’li ırkçılığa ve şovenizme karşıdır. Bu nedenle Türkiye’deki siyahi futbolcuların “Türkiye’de tribünlerde ırkçılık yok” yanılsamalarına, Diyarbakırspor ile yapılan her maçın Kürtleri, Trabzon ya da Karadeniz takımları ile yapılan maçların Lazları, Eskişehirspor ile yapılanların Tatarları, Fransız takımları ile yapılanların Ermenileri, Yunan takımları ile yapılanların Rumları aşağılama ve hakaret vesilesi olmasına karşıdır.

Vamos Bien’li yoksulların dışlanmasına, yıllarını tribünden Fenerbahçe’sini ya da kendi kulübünü izlemeye ayırmış on binlerin pahalı bilet politikalarıyla tribünlerin dışında bırakılmasına karşıdır. Aynı zamanda stada gelme olanağı bulamayan onbinlerin kendi sevdikleri takımı paralı kanallar aracılığıyla seyretmek zorunda bırakılmasına da karşıdır. Vamos Bien’li bütün spor karşılaşmalarının kamuya açık kanallarda gösterilmesini savunur.

Vamos Bien’li “izleyici”, “seyirci” ya da “müşteri” olmaya karşıdır. Vamos Bien’li taraftardır ve taraftar kültürünü yaşatmak isteyen herkesin yanındadır. Bu nedenle Vamos Bien’li en önemli değer olarak gördüğü takım formasının üzerinde özel şirketlerin reklamının alınmasına karşıdır.

Vamos Bien’li sponsorluk adı altında takımının isminin başına, sonuna, ortasına özel şirket isimlerinin konulmasına karşıdır. Sponsorluktan elde edilecek gelirin kulüp yönetimi, taraftar işbirliği içinde farklı kaynaklar yaratılarak çözümlenmesi gerektiğini savunur.

Vamos Bien’li taraftarların stadı bayram yerine çevirdikleri, sevdikleri renkleri destekledikleri, kendilerini ifade ettikleri pankart ve bayrakların asılmasına engel olan ve bu alanları reklam panolarıyla dolduran mülki amirliklere, özel şirketlere ve yönetimlere karşıdır.

Vamos Bien’li stada bayrak sopası sokulmamasına, deplasman seyircisi olmanın eziyet olmasına, stada deplasman seyircisinin alınmamasına, deplasman seyircisine uygulanan fahiş bilet fiyatlarına, karşıdır.

Vamos Bien’li tribüne güvenlik gerekçesiyle giren ama daha büyük bir güvensizlik ortamı yaratan polisin copuna, kalkanına, biber gazına, gaz bombasına, silahına, kelepçesine, saldırgan tutumuna karşıdır.

Vamos Bien’li merkezi hükümetin, mülki amirliklerin, yerel yönetimlerin, özel sermayenin çeşitli şirket gruplarının kendi çıkarları doğrultusunda başta futbol olmak üzere sporu kullanmalarına karşıdır.

Vamos Bien’li hangi kulüp olursa olsun karaborsayı teşvik ve organize edenlere ya da kulüp yönetimleri içinde bu yolla iktidar arayanlara, bu nedenle tribünlerde desteklenen şovenist mafyatik örgütlenmelere karşıdır.

vb2 Muhalif Taraftar Grupları

ÇÜNKÜ;

Vamos Bien enternasyonalisttir, sarı-lacivert renge gönül veren herkestir. Lefter Küçükandonyanis’dir, Can Bartu’dur, Karnik Aslanyan’dır, Didi’dir, Dadcu’dur, Rapaiç’dir, Revivo’dur, Rıdvan’dır, Aykut’tur, Pierre Van Hooijdonk’dur, Alex de Souza’dır, Tuncay’dır, Anelka’dır, Appiah’dır ve adlarını sayamadığımız onlarca kişidir. Bu futbolcular milliyetleriyle değil futbol ülkesinin insanları olmasıyla kalbimizde taht kurmuştur. Bu nedenle FENERBAHÇE Türktür, Lazdır, Kürttür, Çerkezdir, Ermenidir, Rumdur, Yahudidir, Brezilyalıdır, Sırptır, Bosnalıdır, İsveçlidir kısaca halkların kardeşliğidir!…

Vamos Bien’li özgürdür, kimseye itaat ve biat etmez! Özgür düşüncesiyle kararını verir. Bu nedenle Vamos Bien’li katılımcı demokrasiyi destekler. Her Fenerbahçe taraftarının kongre üyesi olmasının ve yönetime aday olmasının koşullarının yaratılmasını destekler.

Vamos Bien’li emekten yanadır. Türkiye’de futbolcuların sadece üç büyüklerde oynayanlardan ibaret olmadığını, çeşitli liglerde binlerce futbolcunun bu meslekten ekmek yediğini bilir. Bu nedenle bu futbolcuların menajerler ve kulüp yönetimlerinin elinde bir köle gibi kullanılmasına karşıdır. Vamos Bien’li bütün futbol emekçilerinin örgütleneceği bir sendikal yapıyı destekler. Profesyonel Futbolcular Derneği’nin aktif hale getirilip, gerçek anlamda futbolcuları temsil etmesi gerektiğini savunur.

Vamos Bien’li demokrattır. Spor aleminin taraftar, sporcu, teknik yönetim, idari yönetim olarak bir bütün olduğunu bilir. Bu nedenle başta milyonlarca liralık bir bütçeye sahip olan Futbol Federasyonu olmak üzere spor federasyonlarının siyaset, mafya ve çıkar gruplarının rant alanı olmasına karşıdır. Vamos Bien’li milyonlarca insanı ilgilendiren sporları yöneten federasyonların genel kurulunun spor dünyasının bileşenlerinin en demokratik biçimde temsiline imkan verilecek tarzda değişmesinden yanadır.

Vamos Bien’li çevreye duyarlıdır. Spor kompleksi ve kulüp yardımı adı altında şehrin halk ve kent sağlığı açısından en güzel yerlerinin (Seyrantepe, Riva vs.) spekülasyona açılmasına buraların birer rant alanı olmasına karşıdır. Vamos Bien’li doğa ile uyumlu yapılan spor mekanlarını destekler.

Vamos Bien’li sadece futbolun değil tüm diğer amatör sporların da desteklenmesinden yanadır.

Vamos Bien’li tüm toplumun spor yarışmalarını izleyebileceği olanakların yaratılmasının yanı sıra tüm toplumun spor yapabileceği ortam ve olanaklarının yaratılmasından yanadır.

Vamos Bien’li sporun milliyetçiliğin besleneceği bir ortam değil uluslararası kardeşliğin pekiştirileceği bir ortam olmasını savunur.

www.vamosbien.net

www.forzalivorno.org

www.carsiforum.com

www.adanademirspor.com

www.tekyumruk.com

2010 BAFTA ödülleri sahiplerini buldu

24 Şubat 2010 Yazan AghaRTA  
Kategori GENEL, Haber

İngiliz Oscarları olarak bilinen BAFTA ödülleri sahiplerini buldu. Geceye damgasını vuran The Hurt Locker tam 6 ödül birden aldı.

En İyi Film, En İyi Yönetmen, En Orijinal Senaryo, En İyi Montaj, Ses ve Sinematografi dallarında ödül alan The Hurt Lucker, gişe rekortmeni Avatar’a sadece iki ödül bıraktı. Filmin yönetmeni Kathryn Bigelow ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazanarak bu ödüle layık görülen ilk kadın yönetmen oldu.

İşte 2010 BAFTA Ödülleri kazananları:

En İyi Film:
The Hurt Locker

En İyi Yönetmen:
Kathryn Bigelow- The Hurt Locker

En İyi Erkek Oyuncu:
Colin Firth- A Single Man

En İyi Kadın Oyuncu:
Carey Mulligan- An Education

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:
Christoph Waltz- Inglorious Basterds

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu:
Mo’nique- Precious

En İyi Özgün Senaryo:
Mark Boal- The Hurt Locker

En İyi Uyarlama Senaryo:
Up in the Air

En İyi İngiliz Filmi:
Fish Tank

En İyi Yabancı Film:
A Prophet

En İyi Animasyon Film:
Up

En İyi Film Müziği:
Up

En İyi Prodüksiyon Tasarımı:
Avatar
        
En İyi Görsel Efekt:
Avatar
      
En İyi Makyaj ve Saç:
The Young Victoria

En İyi Kostüm Tasarımı:
The Young Victoria
        
En İyi Sinematografi:
The Hurt Locker
        
En İyi Montaj:
The Hurt Locker
        
En İyi Ses:
The Hurt Locker
        
En İyi Kısa Animasyon:
Mother of Many
       
En İyi Kısa Film:
I Do Air

Yükselen Yıldız Ödülü:
Kristen Stewart

mtv.com.tr

Karmate – Zorlu coğrafyanın gizli ezgileri!…

24 Şubat 2010 Yazan AghaRTA  
Kategori GENEL, Haber, Müzik

karmate Karmate   Zorlu coğrafyanın gizli ezgileri!...2008′in Temmuz ayında bir grup genç tarafından kurulan Karmate grubu Karadeniz ezgilerini büyük kitlelere ulaştırmak istiyor. Resul DİNDAR ,İsmail AVCI ve Oktay ÜST tarafından kurulmuştur.Karmate(karmaûe),Lazca’da “değirmen” demektir.Karadeniz’de üretimi,emeği ve karşılıksız yardımlaşmayı simgeleyen Karmate,korunmaya değer otantik yapısı ile, kaybolmaya yüz tutmuş dilleri,müziği ile yaşatmayı ve arşivlerde kalan ezgileri ortaya çıkarmayı, kendisine hedef olarak belirlemiş bir grup. “Karadeniz kültürünün müziğini icra edebilmek; özveri, en önemlisi sorumluluk gerektirir” diyerek başladıkları müzik yolculuğunda, popüler kültürle yozlaştırılan, sözde Karadeniz müziğine karşı; Lazca ve Karadeniz de konuşulmakta olan diğer dillerde (Türkçe, Megrelce, Gürcüce,Hemşince,Rumca …) söylenen destanları,ninnileri,türküleri hassas yapılarını bozmadan, akustik enstrumanlarla ,yeniden yorumlayarak; evrensel boyuta taşımayı amaç edinen grup. “Dilimize ve kültürümüze sahip çıkıp; tarihimizi yarınlara taşımayı becerebilirsek, dilimizi ve kültürümüzü yok etmeye çalışanların tehditi karşısında, asıl tehdit olacağımızın bilincindeyiz.” diyerek Karadeniz kültürüne ve Karadeniz ezgilerine verdikleri önemi dile getiriyor. Devamını oku

Cem Yılmaz BİFO’ ya Şef Olursa

11 Şubat 2010 Yazan nothing  
Kategori GENEL, Haber, Müzik

cem Cem Yılmaz BİFO ya Şef Olursa

Dün akşam (09 Şubat 2010) CRR’ de alışılagelmişin dışında bir konser vardı. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’ nı konuk şef olarak Cem Yılmaz yönetti. Klasik müziğin disiplinli ve vakur duruşunu bir konserlik de olsa Yılmaz hercümerç etmiş. Güzel de olmuş bana kalırsa, farklı bir renk olarak hafızalarda gülümsemeyle yer alacak. Devamını oku

Nihat Doğan’ dan Demokratik Açılıma İronik Destek

09 Şubat 2010 Yazan nothing  
Kategori GENEL, Haber, Müzik

el Nihat Doğan dan Demokratik Açılıma İronik Destek

Açılıma Destek mi Köstek mi?

 Sadece Türkiye’ de değil dünya üzerinde de siyasetle sanatın eklemlendiği çok görülmüştür. Tesadüf yada gereksiz olarak da görmüyorum aslında. Protest müzik diye bilinen türü siyasetin biçimlendirdiği çok açık. Yıllardır bu gelenek sürer gider. Gereksiz değil çünkü eğer sanat ifadeye araçsa bu araç pek tabiidir ki toplumsal dil olarak kullanılacaktır. Örneğin bu günlerde karşılaştığım bir proje beni ilk önce şaşırtsa da daha sonra neden olmasın fikrine kanaat ettirdi. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteği ve MİAM işbirliği ile gerçekleşen projede İstanbul’ dan olan şikayetlerinizi kurulan koro aracılığıyla dile getirebiliyorsunuz. Modern toplum için “modern” ve akılcı bir fikir. (Şikayetlerinizi Şarkıya Dökün, ntvmsnbc.com/id/25027198/)Bir örnek daha, Zülfü Livaneli’ nin Mikis Teodorakis, Maria Farandouri ile verdiği “Barış Konserleri”.  Bu eklemlenme kalıcı düşmanlıkları bile hercümerç edip, yerine barışı, kardeşliği empoze edebilmiştir. Kalıcı bir barış kardeşlik duygusu sağlayıp sağlamadığı, birkaç iyi niyetli sanatçının bir araya gelmesiyle çözülebilecek bir konu olup olmadığı elbette ki tartışmaya açıktır. Fakat en azından o ana kadar isimlerini duyduğumuzda aklımıza sadece düşmanı çağrıştıran ötekileri yakında görmek, aslında öyle dedikleri gibi pek de öteki olmadıklarını sezmek, onların da insan olduğuna, bu düşmanlığın öğrenildiğine kanaat getirmek hiç de azımsanacak çaba değildir. İşe de yaramış , “Boğaziçi Üniversitesi Senatosu 20. Yüzyılın En Büyük Bestecilerinden Biri Olarak Gördüğü Mikis Theodorakis’e Fahri Doktora Unvanı Verdi. Ödül Töreninde Yunanlı Şarkıcı Maria Farandouri Ünlü Bestecinin Şarkılarını ve Zülfü Livaneli’ nin Yiğidim Aslanım Bestesini Yunanca Sözleriyle Seslendirdi.” (19.06.09 – haberler.com/bogazici-nde-maria-farandouri-ruzgari-haberi/)

 

Gelelim asıl konumuz olan ülkenin gündemindeki Demokratik Açılım’ a ve esas oğlanımız Nihat Doğan’ a. Başkasını bilmem ama ben bu fikirdeki bir açılımın gerekli olduğunu düşünüyorum. Devletin vatandaşına yakınlaşmasının, sorunlarıyla ilgilenmesinin ve barışmasının ne sakıncası olabilir ki. Üstelik konu barış dilinin egemenliğiyse, kanın durmasıysa, demokratikleşmeyse. İzlenen yolun doğruluğundaki endişe, yapılan hatalar, üslup ayrı tartışma konusu, hiç girmeyeceğim. Kendisini medyadan, Seda Hanımla yaşadığı ilişkiden ve şaşırtıcı çıkışlarından tanıdığımız Nihat Doğan demokratik açılıma bir şarkıyla destek vermiş. ”Açılıma Nihat Doğan Desteği” (solvideo.org/video/85246a98c47f1b3/) Kendisine hassasiyetinden ötürü teşekkür ederiz, barışa hizmet eden çabaları her zaman destekleriz. Yalnız takıldığım birkaç nokta var ve paylaşmak istiyorum. Şarkı hakkında hem sözel hem müzikal açıdan malumat vereyim; Hüseyni makamında efsanevi bir serbest girişle başlangıç veriliyor. Zaten beraberinde buna destek olarak buğulu bir sesle 1071’ de Malazgirt’ de olan biten anlatılıyor. Ney pesten üflüyor, son söz olarak üç kez “Allah’ ın yazdığını kullar silemez” baskıyla tekrarlanıyor. Sonra ne olduğuna birden şaşırıyorsunuz, elektronik bir altyapıyla bir Kürt halay ezgisi olan “Zer Mircan/Sarı Mercan” başlıyor. Haydi neyse olur o kadar diyorsunuz ki bir başka şoka uğruyorsunuz, Nihat Doğan başlıyor “Rap” söylemeye… Buyurun buradan yakın, hem sözler hem söyleyiş kabiliyeti eşsiz denecek kadar kötü! Rap müzikteki tek favorim Ceza duymuşsa eğer fikrini merak ediyorum. Sözlerin içeriğine gelince, yine başta olduğu gibi Allah, Muhammet Ümmeti, ırkçılığın dinen yasak olduğu, iman, elde Kur-an, kulaklarda Ezan, yani kısaca Müslüman cemaat vurgusu. Bir daha yakın, bu ülkenin vatandaşları sadece Sunni Müslüman, Aleviler ve Gayrimüslimler yine tokatlanmış ümmetçilik vurgusuysa. Nihat Doğan’ a sormak lazım kardeşlikten söz ederken bu nasıl perhiz bu nasıl lahana turşusu. Peki ya Gayrimüslimler ve Aleviler bu ülkenin yurttaşları değil mi? Devam ediyoruz. Aynen çeviriyazım yapacağım, şarkının sonunda sokakta kullanılan türden bir slogan öğretiliyor; Türk Kürt kardeştir, ayyyrım yappan galleştir… Ayrıca tüm şarkı içinde yapın edin, yapılacak, edilecek, olacak gibi emir dili kullanılmış. Bana kalırsa bu “dostluk” şarkısı için çok tehditkar bir dil olmuş.  Son olarak hatırlatmak isterim ki Sayın Doğan AKP Beşiktaş İlçe Örgütü Başkan Yardımcısı. “Nihat Doğan AKP’ den siyasete girdi” (haberaktuel.com/news_detail.php?id=158646&uniq_id=1262133440) Şarkının içindeki bir söz de özellikle bu konuda dikkat çekici; “(…) Açılım, açılım istiyoruz açılım/Kapatalım karaları ak günlere açılım/Ak, ak, ak, ak, ak günlere açılım.” Kesinliği konusunda bilgim yok ama bu şarkı daha çok Nihat Doğan’ ın açılıma desteği değil, Nihat Doğan’ a açılım siparişi olmuş. Elbette mensubu bulunduğu partinin heyecanla ve gururla vurgusunu yapmak isteyecektir fakat;

Özetlersek: Sanatla siyaset elbet eklemlenecek, çünkü her ikisi de toplumsal dinamiklerin bir parçası. Ancak bunu yapmanın da bir adabı olduğu kanısındayım. Bir kere kaş yapayım derken göz çıkarmayacaksınız, kardeşlikten bahsederken başka bir ironi yaratmayacaksınız; Ümmet, yaygın inanış gibi. İşleyeceğiniz konu barışsa eğer sadece barış telinden dem tutacaksınız, yani Bu barış gelecek bedeli ölüm olsa” dediğinizde başka bir düşmanlığa kapı aralamış oluyorsunuz, çünkü barışı istemeyen yoktur ancak sizin düşündüğünüz yol haritasından farklı haritalar düşünenler olabilir dolayısıyla ötekileştirmiş olursunuz. Daha genel ve kapsayıcı bir dil kullanmanız, daha mutedil olmanız şart oğlu şart. Ayrıca barışa şarkı söylerken taraf olmamak gerekli demeye hacet yok ama barışın tarafı olmaz. İkna, karşılıklı anlayış kabiliyeti geliştiremezseniz maazallah tüm iyi niyetiniz yanlış anlaşılabilir, bu da herhalde tercih edeceğiniz bir durum değildir. Zülfü Livaneli, Mikis Teodorakis, Maria Farandouri bu işi nasıl mı doğru yaptılar, karşılarındakileri yanlarına alarak, onların yanlarına giderek, dillerindeki karşıtlık pasını tükürerek. Kısaca barışı arzu etmesinden şüphe etmediğim Nihat Doğan’ ın soruna olan katkısı çok ucuz bir iş olmuş. Bu iş bu şekilde olmaz. Bekleyelim sanatçılar durumu içselleştirsin ve kendi doğal dürtüleriyle harekete geçsinler. Örneğin ben açılıma olan desteğini ta Başbakan’ a kadar dillendirmiş,  toplumsal sorumluluk taşıdığını daha önce yaptığı işi gücü ile de kanıtlamış Sezen Aksu’ dan bir girişim bekliyorum. Elbette sevgili Nihat Doğan’ ın bu desteğini öneremiyoruz.

Sonraki yazılar »